31 Aralık 2010 Cuma

2011'de rüyalar gerçek olsun!



Yeni yıl kutlamaları konusunda çok şey beklediğimden olsa gerek, çok ender zamanlardır süper kutlama yaptığımız.

Bir yıl TJ hastalanmıştı mesela ve eve tıkılıp kalmıştık. Uyuklayarak girdiğimiz bir yıl olmuştu, sonraki yıl iki ev partisine davetliydik, ve o da süper geçmişti, bol kalabalığın olduğu bir yılbaşıydı aslında. Eğlenmiştik, kalabalıktan nefes alamamıştık. Sonrasındaki yeni yılda az ama öz Pi Point ailesi gelmişti ve evimiz şenlenmişti. Süper bir yılbaşıydı. Hamile olduğum yeni yıl var mesela. Elim karnımda, her an geldim , geliyorum diyen Nil 17 gün sonra aramıza katılmıştı :) ama o yeni yıl akşamı biz nerden bilelim bunu?
Geçen yıl evde film izleyerek , uyuklayarak geçmişti…

Çocukluğuma dönelim! Aile yemeklerinin yendiği, pek eğlenceli geçmeyen yeni yıl yemekleri. Sonra otellerde kutlama dönemi başladı, kimi zaman eğlenceli, kimi zaman sıkıntıdan patlanan yemekler…

Çok şey beklememek gerekiyor, sanırım anahtar cümle bu! Ben, seneye nasıl gireceğimi hayal ederek gireceğim bu yeni yıla. Anne evinde , muhtemelen herkes kendi kafasına takılarak gireceğiz bu yeni yıla! Muhtemelen babam uyuklar, annem bilgisayar basında oyun oynuyor olur, ben uyumazsam o saate kadar TJ ile film izliyor olabilirim… Öncesinde ailecek yenecek bir yemek, sonra Nil'i uykuya hazırlama...

Bu yeni yılda da sevdiceğim ve Nil'im yanımda daha ne olsun?
İyi yıllar dostlar!

26 Aralık 2010 Pazar

30 mu oldum-Hapı yuttum!


Yarın yaş 30!

Seviyorum kendi doğum günüm de, Nil’in doğum gününde ve yeni yıldan önce kısa bir özet geçmeyi… Unuttuğum şeyleri hatırlamamı sağlıyor, öz-eleştiri yapmama neden oluyor. Bir de bana şükretmem gerektiğini…

29-30 yaş arası benim büyüdüğüm bir yaş aralığı oldu. Meditasyon yaptım bolca. Değişik, başucumun ‘olmazsa olmazları’ kitaplar keşfettim. Annemin kuzeni Şeyda ablam sayesinde Reiki aldım ve kendimle ilgili farkındalığımı arttırdım. Özüme döndüm yani. Kendime döndüm.

Gereksiz asabiyetlerim de oldu. Hayat bazı şeyleri kolaylaştıracağına zorlaştırdı da zorlaştırdı. Dolambaçlı yollardan geçirdi bizi. Belki büyümem için yaptı, belki ‘sabrı’ öğretmeye çalıştı, belki de elimdekilerin değerini kaybetmeden bilmemi sağlamak istedi, kimbilir….

Bazı dönemler oldu, TJ dahil herkesten kaçtım, Nil sayesinde yüzüm güldü. Onun büyüdüğünü görmek, ‘Anne’ –Nilce ‘Annie’ demesi her şeyi kolaylaştırdı. Çocuk olan evde tasa, endişe olmaz derdi anneannem. Aynen, bizde de sıkıntı yaşansa bile oyunlar oynandı, Nil için -sözde-:) ama bana da iyi geldi…

Hayallerimiz için manevi yatırımlar yaptık ve yüzdük yüzdük kuyruğuna geldik. Hayat dolambaçlı yollardan geçirmeye devam ediyor bizi. Belki 30 yaşıma girer girmez hemen bir güzellik yapar, ne zamandır beklediğimiz hayalimiz gerçekleşir.

Harika dostlar edindim bu yıl, insanlardan hem kaçtım hem de kafa dengi birkaç arkadaşım daha oldu. İnsanları olduğu gibi kabul etmeyi öğrendim. Arada zorlansam da, bu konu kafamı kurcalasa da, belki 30 yaşının getirdiği olgunlukla insanlara kızmamayı da öğrenirim…

Eskiden 30 yaş benim için bir ADA idi. Ve ben kıyıdan o adaya bakarken ‘amma uzak, otuzundakiler hapı yutmuş’ diye düşünürdüm. İnsanın vücut yaşının yanısıra ruh yaşının da olduğuna inananlardanım. Hiçbir zaman çok çok olgun olabileceğimi sanmıyorum. Duygularımı uç noktalarda yaşamayı, mutluysam çok mutlu, üzgünsem gerçekten üzgün olmayı seviyorum…

Yarın son anda olurda vazgeçmezsem 30 yaşıma yakışır bir değişiklik yapacağım kendimde. En son küçükken kesilmişti saçlarım kahküllü. Hem belki kırmızı oje ile de yakınlaşırız tekrar kimbilir…

Ps: İyi ki doğdum…

30lu yaşlar -part 1

Bundan iki-üç yıl kadar önce bir yerlerde okumuştum, otuzlu yaşlara girerken kırmızılarla barıştım diyordu yazar… Okuduğumda ben 27-28lerdeydim ve bende kırmızı ojemle işte o yaşlarda barışmıştım. Kırmızı ojemle barıştım barışmasına ama bu kavuşma uzun sürmedi, Nil çıktı ortaya! Sonra bir küskün bir barışık yaşadık kırmızı ojemle ve Nil doğduktan sonra tekrar ayrı düştük…

Neyse en azından artık küs değiliz, vakit olsa, ortam yaratsak göz kırpacağız birbirimize…

***

Geçenlerde TJ bana 30 yaşından sonraki kadınları anlatan bir yazı yollamıştı, ona da başka bir arkadaşı yollamış, buldum buluşturdum, işte copy paste:


‘30 YAŞINDAN SONRA BİR KADIN...
Andy Rooney der ki..." Yasim ilerledikce, en cok otuz yasini asmis bayanlara deger vermeye basladim...."
İste bunun sebeplerinden bir kaçı: Otuz yasini gecmis bir kadin asla sizi gecenin bir yarisi uyandirip "ne dusunuyorsun?" diye sormaz.......
Umurunda degildir cunku ne dusundugunuz.
Otuzunu asmis bir kadin TV deki maci seyretmek istemiyorsa, soylene soylene TV 'nin karsisinda yaninizda oturmaz.......
Yapmak istedigi bir seyi yapar. Ve bu genellikle daha enteresan birseydir.
Otuz yasini asmis bir kadin kendini yeterince iyi tanir ve kendinden emindir...
Kim oldugunu, ne oldugunu, ne istedigini, ve kimden istedigini bilir.
Otuzunu asmis cok az kadin onun hakkinda ya da yaptiklari hakkinda ne dusundugunuzu onemser.
Otuz yas ustu kadin cogunlukla buyuk asklara, omur boyu surecek bagliliklara doymustur.
Hayatinda en son ihtiyaci oldugu sey bir baska miz miz, devamli soylenen, ne yapacagina karisan, yapiskan bir asiktir.
Otuzunu asmis kadin, agirbaslidir.Bir operanin ortasinda ya da pahali bir restoranda sizinle ciglik cigliga
kavga etmesi cok nadirdir...
Ha tabi hakettiyseniz, sizi vururken de hic tereddut etmez, sonuclarina katlanmayi da planlayarak...
Otuzunu asmis kadin ovguler yagdirmakta cok bonkordur, cogu hak edilmemis bile olsa.....
cunku takdir edilmemenin ne oldugunu iyi bilir.
Otuzunu asmis kadin sizi bayan arkadaslariyla rahatlikla tanistiracak kadar kendine guvenir......
Daha genc bir kadin, en iyi arkadasini bile gormezlikten gelebilir, yanindaki adama guvenmedigi icin.
Otuz yasin ustundeki kadin sizin onun arkadasina ilgi duymanizi hic sallamaz..... arkadasinin onun aldatmayacagini bilir.
Kadinlar yaslari ilerledikce medyumlasirlar. Ona gunah cikarmaniza Hic gerek yoktur..... Onlar her haltinizi bilirler.
Otuz yasini asmis bir kadin Kipkirmizi bir ruj surdugunde bu ona cok yakisir. Ama daha genc kadinlarda boyle degildir. Cig durur.....
Otuz ustu kadinlar aciksozlu, dogrucu ve durustturler...... Onun icin ne anlam tasidiginizi merak etmenize gerek yoktur.......
Ne kadar geri zekali oldugunuzu bir cirpida acik acik soyleyiverir.......
eger bir geri zekali gibi davrandiysaniz.’

Ps: Bu yazının devamı var….

25 Aralık 2010 Cumartesi

2010 yılında sözlerle ruh halim...


(resmin üzerine tıklayarak büyütebilirsiniz, Dostlar)

BEN BU YIL...

Bolca kendimi iyi hissedeceğime inandığım özlü söz yazmışım, kendimi motive etmeye çabalamışım!

Bazı sözler ruhuma iyi gelmiş,

Bazı cümleleri beynime-kalbime kazımak istemişim,
dünden beri benimle mesela-'dreams are my inspirations'

Bazı şarkılarda kendimi bulmuşum,
son günlerdeki favorim:
Sertap Erener'Asla'

"www.dailymotion.com/video/xdm58x_sertab-erener-asla-new-2010_music

Romantik Komedi izlemişim, TJ'e izlettirmişim!

Gilmore Girls'den çok şey öğrenmişim!

The Big Bang Theory, Grey's Anatomy'den sonra en sevdiğim dizilerden biri olmuş. Favori kelimem-iz- ise 'BAZİNGA'
Bu aralar favori dizim ise Modern Family:)

Sıkıntılı anlarda kabuğuma çekilmişim...

Ps: Bu kısa özet oldu -daha da yazılacak-
İlla ki!

24 Aralık 2010 Cuma

30 olmama 3 gün kala...



Bunun ardından bir iç dökme -erken doğum günü- yazısı yazmak lazım!

Yeliz'e ithafen...


Sabahtan emektar yeni yıl ağacını çıkardı annem. Yaklaşık 20 yıllık. Her aralık başında ben, annem ve kardeşim salona geçer, annemin özenle kutudan çıkardığı süslemelerle süslerdik ağacımızı...

Bu kez emektar yeni yıl ağacını bulduk bulmasına ama, süslemeleri bulamadık. Yeni süslemeler aldık, annem ağacı küçülttü. Bir meleğimiz eksik, onu da buldum mu tamam!

Nil mutluluktan çıldırdı! Yaklaşık 2 kez ağacı ve süsleri devirdi. Neyseki bu süsler sağlam. Annemin eski süsleri olsa, çoktan kırılmıştı!

Şimdi gidip gelip 'cici' yapıyoruz ağaca...

Bir de fotoğraf çektim en hızlısından!

Bu fotoğraf ile değişik projelerim var!

Çok yakında...

ps: Bu post canım arkadaşım Yeliz'e :)

23 Aralık 2010 Perşembe

Ben...


Yazmak mı yazmamamak mı? Küsmek istemiyorum kimseye, en çok ta kendime...
Kendimi dış dünyaya kapatmak istemiyorum yine.

**

Bu yıl keyifsiz bir yıldı....
Tekrar tekrar yazmanın bir anlamı yok!

Kendi açımdan ise silkelendiğim, kendime geldiğim, kendimi keşfettiğim...
Çok irdelediğim, farkındalığımın arttığını hissettiğim...

Bolca okuduğum,
bolca uyguladığım...

İnandığım,
inanmak istediğim,
Dua ettiğim,

Yeni hayaller kurup,hayallere yatırım yapıp bu hayallerin gerçekleşmesini dört gözle beklediğim...

Mutsuz olduğum, yazmaya küstüğüm ama son bir kaç haftadır yazmanın bana SU kadar gerekli olduğunu keşfettiğim...

Bu aralar sağdan soldan geliyorlar yine!

İşte şu an ki 'Halet-i Ruhiyem'

ps:Bana biraz 'Yeni Yıl Ruhu' lazım...

No comment...



İşte bugün ruh halim böyle....

19 Aralık 2010 Pazar

Mutluluk Projesi-12 Emir & Erginlik Sırları


ON İKİ EMİR

1-Özlem ol! (Kendin ol!)

2-Kafaya takma.

3-Hissettiğin şekilde davran.

4-Bugünün işini yarına bırakma.

5-Kibar ve adil ol.

6-Sürecin keyfini çıkart.

7-İstiflemekten vazgeç.

8-Sorunu belirle.

9-Rahatla.

10-Yapılması gerekeni yap.

11-İnce hesaba girme.

12-Sadece sevgi olduğunu unutma.

**
Erginlik Sırları

- İnsanlar hatalarını senin sandığın kadar fark etmez.
-Yardım istemek kötü değildir.
- Çoğu karar fazla kapsamlı araştırma gerektirmez.
- İyilik yap,iyi hisset.
- Herkese karşı iyi davranmak önemlidir.
- Yanında her zaman süveter ve şemsiye bulundur.
- Her gün az bir şeyler yaparak pek çok şey başarabilirsin.
- Su ve sabun birçok lekeyi çıkartır.
- Bilgisayarı birkaç defa açıp kapatmak sorunu çoğu zaman giderir.
- Aradığını bulamıyorsan,ortalığı toplama vakti gelmiş demektir.
- Ne yaptığını seçebilirsin,ama neyi yapmaktan hoşlandığını seçemezsin.
-Mutluluk seni her zaman mutlu hissettirmez.
- Her gün yaptıkların,arada bir yaptıklarından daha önemlidir.
- Her şeyde iyi olmak zorunda değilsin.
- Eğer başarısız olmuyorsan,yeteri kadar çaba göstermiyorsun demektir.
- Reçetesiz ilaçlar da etkilidir.
- Mükemmelliğin iyiliğin düşmanı olmasına izin verme.
- Başkaları için eğlenceli olan bir şey senin için olmayabilir ve bunun tam tersi de geçerlidir.
- İnsanlar aslında kendi istedikleri bir evlilik hediyesi almanı tercih eder.
- Söylenerek ya da onları kurslara göndererek çocukların doğalarını kökten değiştiremezsin.
- Depozito yoksa geri götürme zorunluluğu da yok demektir.

11 Aralık 2010 Cumartesi

9 Aralık 2010 Perşembe

Mutluluk Fotoğrafım...




Meleklere inanır mısınız?
Ben inanırım! Bazen bir nesne görürsünüz, dersiniz ki 'beni anlatıyor,
benim için yapılmış' Bodrum tatilinde TJ ile başbaşa yaptığımız Gümüşlük
kaçamağından bu melek. İlk görüşte aşk!

Manevi açıdan değeri sonsuz. Dün bilgisayarımda fotoları karıştırırken
, acaba yeni bir fotoğraf çeksem mi acaba diye düşünürken gördüm.
'İşte, bu!' dedim:)

Mutluluğun fotoğrafı,
Meleklere inanan mavi saçlı bir kız...
Melekler ona hep mutluluk getiriyor,
koruyor o küçük kızı,
bir de umut var meleklerde,
huzur var,
Saf SEVGİ var!

işte 2010 yılının ilk ve son mutluluk fotoğrafı...

Her ay kendi çektiğim mutluluk fotoları gelecek!
öncelikle kendim için,
bana verdiği pozitif enerji için...

Mutluluk fotoğrafları ile dolu,
renkli hafta sonları
Dostlar!

8 Aralık 2010 Çarşamba

Mutluluk Projesi


Aralık ayı geldi.. 30 olmama tam 19 gun kaldı! TJ benimle son bir yıldır '30 oldun sen' diye dalga geçiyor ama olsun...

Aralık ayı en sevdiğim aylardan biridir aslında. Tüm özel günler bu aya toplanmış!

15 aralık-kardeşim b-day,hop 12 gün sonra benim doğum günüm. Sonrasında yeni yıl, 16 gün sonra Miniğimin doğum günü...

***

Geçenlerde nefis bir kitap aldım. Adı 'Mutluluk Projesi'. Her ay farklı bir tema. Ve ben bundan sonra her ay kendim için yaptıklarımı ve yapacaklarımı yazacağım blogumda. Şu anda heyecanla inceleme, altını çizme, hazırlık aşaması....

Kitabı ilk aldığımda annem 'Kasımda başlasan ne olur' demişti. 'Olmazzz' demiştim. Yeni yıl, yeni kararlar, yeni umutlar, yeni listeler.

Benim için aralık hazırlık ayı. Ocak ise harekete geçme ayı:)

Bu fotoyu google da buldum. Ve bayıldım. Mutluluk gerçekten de ellerimizin arasında.

Bakalım üşenmezsem bende yarın made of Özlem mutluluk fotoğrafımı koyarım:)

Mutluluk Projesi Başlasın!

3 Aralık 2010 Cuma

Yemek yemeyen bir bebek ve anne...


Son aylarda beni en çok üzen şey Nil'in yemek yememesiydi. Bu konudaki sorunu az çok herkes biliyor. Beni en çok kızdıran şey ise, başka annelerin, hatta ve hatta büyüklerin ahkam keserek 'şunu denedin mi,yemesi lazım, sebze ver, aaa ben yedirirdim...' tarzındaki konuşmalarıydı.

İtiraf ediyorum, blog yazmak bile zor gelmeye başlamıştı. Hep olumsuzluklar, hep olumsuzluklar...

İşte yaşanan olaylar ve şu anki durumumuz...

17 Ocak 2010 - Nil'in doğum gününü Mesa acilde geçirdik. Sebep: Kusma ve ishal.
İdrar tesi ve bir takım diğer testler yapıldı ama sonuç alınamadı. Bu durum yaklaşık 2 hafta devam etti. Eskiden herşeyi azar azar yiyen bebeğim hiç birşey yememeye başladı.

Haziran 2010- Bu süre içerisinde yeniden başladık herşeye. Yeniden meyve püresi yemeye, neyse ki yediği tek şey yoğurt. Kilomuz felaket. Kafayı yemek üzereyim...

Bu durum eylül ayına kadar devam etti. Eylül ayında yeniden doğduk adeta. Kaşıkla yemek istedik önce. Pilav, makarna, gözleme, bilumum hamur işi...

Son durum: Şu anda sevdiğimiz şeyleri en azından yiyoruz. Bir ara biskuvi-koliktik ki ben bisküviyi Nil'e çok geç verdim. 16 aylık falandı ilk yediğinde. Sonradan o da geçti...

Şimdi Petit Danino,ekmek, cornflakes-süt,makarna,gözleme gibi sayısı az ama sevdiğimiz yiyecekler var. Artık Babymix çılgınlığımız ne yazık ki kalmadı:(. Canımız isterse ve karnımız aç ise yiyoruz.

Geçenlerde Milupadan nefis çorbalar geldi evimize. Nil bir kaç kaşık ile başladı. Ona bile şükrettik. Şimdi evde 'acil durum paketi' kıvamında duruyor. O yiyince o mutlu, biz mutlu...

Son söz: Yemek olayı gerçekten anne-babaları üzen bir durum. Yemeyen çocuk çok yıpratıcı...Dışarıdan insanların söylemleri de bu durumu daha da zorlaştırıyor, çünkü 'anne' elinden geleni yapıyor. Neler yapmadım ki, yazsam, anlatsam.. Ama olmuyor, yemeyen çocuk, istemeyen çocuk yemiyor..

Şimdi azda olsa normale döndük ama belli olmuyor, bazen 2 gün yine aç geziyoruz. Dönem dönem çok sevdiği şeyler oluyor, mesela bir dönem bisküvi ama şimdi o kadar sevmiyor. Çok kafaya takmamak lazım sanırım, söylemesi zor ama öyle...

Yemeyen çocuk zor. Yıpratıcı, denemek, motivasyon ve en önemlisi 'terrible 2' zamanı bebeklere yemek yedirmek. Nil petite daninoları alıyor, kendi kendime yiyeceğim diyor ve bir bakıyorum yer- tavan-duvar,üst-baş-saç yoğurt... Ya da pilavı alıyor, kafasından aşağı döküyor, oyun oynuyor...

Ertesi gün sabah, eline gözleme veriyorum güzel güzel yiyor ama bir sonraki sabah yer mi yemez mi, oyun mu oynar, bilmek zor... Bir gün yediği bir şeyi, ertesi gün ya da ertesi hafta yemeyebiliyor...

Ama denemeye devam..

Annelik sabır işi...

Ve Nil,
benim gibi dünyanın en sabırsız bir insanına bile 'sabırlı olmayı' öğretiyor...

26 Kasım 2010 Cuma

Karmakarışık...

Bu aralar hayatım karmakarışık...


Nasıl anlatsam, ne yazsam? Karman çorman hayatım...


Beni mutlu eden şeylerde var hayatta elbette...

Mesela diet kola,
tamam zararlı ama iyi geliyor bana!



İlk kez denediğim ayva tatlısının süper olması ve fazla seçici bıdık Nil'in ve tatlı sevmeyen TJ'in yaptığım ayva tatlısını sevmeleri...




Ama beni en çok mutlu eden, resimdeki yaramaz güzel...


İşte mutluluğun resmi bu...



Renkli hafta sonları Dostlar!

20 Kasım 2010 Cumartesi

22 Ay, 3 gün oldu sen doğalı...


Bu bayram Ankaradaydık. Sakin geçti bayramımız. Nil babasına doydu, babası Nil'e...

Büyükanneler ve büyükbabalarla keyifler yapıldı...

Bolca park seansı da oldu,
arkadaşların çocukları ile oyuncak kavgası da...

Bir bayram da böyle geçti...

***
Nil bu aralar bizi bir yere oturtmuyor, sürekli ayakta sürekli
peşindeyiz. Ev onun kontrolünde, otur diyince oturuyoruz, kalk diyince kalkıyoruz!
Bakalım bu durum ne zaman bitecek, merakla bekliyoruz:)

Mutfakta mutfak ıvır zıvırlarının olduğu çekmece 'O'nun'. Minicik kaşıkları alıyor-uz, yalıyor , kaşla göz arasında yerine koyuyor.

'Nil yapma' diyince tıslıyor. Kendi kendine birşeyler mırıldanıyor.

Bazen beni- bizi korkutuyor:)

Herşeyi anlıyoruz, kuşlara bayılıyoruz.

Yıkanmayı hala hiç sevmiyoruz ama diş fırçalamayı seviyoruz.

Sabah, öğle, ikindi, akşam, günde 7 kez ailecek diş fırçalıyoruz...

Büyüyoruz...

12 Kasım 2010 Cuma

Okuyorum!



Tim Seldin, Harika çocuk nasıl yetiştirilir?

11 Kasım 2010 Perşembe

Bugün parkta...



Bugün akşam üzeri parkta Nil koşuşturuyor. Ben de sallanıyorum.
4-5 yaşlarındaki tatlı bir kız çocuğu karşıma geçti ve dedi ki babasına:

-Anneler sallanmazzz!!!!

:)

17 Ekim 2010 Pazar

21.ay

Miniğim, tatlım, canım,

Bu ay hem sen hem de ben değiştim canım. Anne kelimesinin sabırla eş anlamlı olduğunu zaten bilirdim ama kendimde o gücü nedense göremezdim. Tezcanlı Özlem oldu, sabır küpü Özlem. Bazen kendime ben bile şaşırıyorum.

Bu ay iyice baba kızı oldun Nil. Babaya evde rahat yok. TJ nereye, Nil oraya. Sadece beni değil, onu da değiştirdin ya, benim yapamadığımı tatlı kızım yaptı. Bizi dürterek kaldırıyorsun, hadi bakalım ailecek saklambaç oynama vakti ya da kovalamaç ya da benim uydurduğum senin çok eğlendiğin oyunlar.

Annelik bir de yaratıcılık demekmiş. Abuk sabuk eskiden saçma gelecek durumlarda komik çözümlerle krizleri aşmayı öğreniyorum. Mesela birkaç gün önce yine sen bir 'terible two' krizi yaşamak üzere iken tam kendini yere atmıştın ki, ben düşüverdim ve düştüm Nill diye bağırdım. O kadar hoşuna gitti ki gülme krizine girdin. Şimdi düştümm diye kendimi yere atıyorum, sen de hop benim üzerime:)

Artık herşeyi anlıyorsun! Ah bir de derdini anlatabilsen. Birşeyler mırıldanıyorsun.Genelde anlasam da arada nedemek istediğini çözemiyorum. Hemen Nil, bu mu şu mu diye sorsam da bazen geç kalıyorum. Sen yaygarayı basıyorsun, bağırdıkça bağırasın geliyor. Minik bir sorun büyüyür, büyüyor. Sabırsız Minik diyorum sana. Sonra aniden geliyorsun yanıma, sarılıyorsun, öpüveriyorsun. Ah Nil diyorum sanki 10 dakika önce bir kriz yaşanmamış gibi hayat devam ediyor....

30 Eylül 2010 Perşembe

İsyankar Kız...

Hiçbir zaman herşeye 'evet' diyen çocuklardan olmadım. Miniklik zamanlarımda öyle isem de, büyüdükçe 'hayır'lar çoğaldı da çoğaldı.

Nerden bilirdim Minik kızımda da bu sinyalleri göreceğimi...

Her lafımız 'Hayır' ile başlıyor bugünlerde.

Nil su ister misin?

Nilcesi:-ııııııııııııııııı yani Hayır

Anne ısrar eder azıcık, bizimki kabul eder ve yarım biberon su içilir.

Yer mama sandalyesi. Kaşığı elimize almamıza izin yok bugünlerde. Kendisi deneyecek. Tamam harika. Yiyoruz, sadece ağzımız değil, yer gök, duvarlar ve biz de yiyoruz. Ve sonra aniden oyun oynamaya başlıyoruz.

-Nil, ben vereyim ver kaşığı

-Iıııııııııııııııııııı yani Hayır!

Kaşığı alabilene aşkolsun!

Nil hadi eve gidelim, son iki gündür evde ve dışarıda kendini yere atmalar ve 'ıııııııııııııııı'lar.

Anne ve babası olarak anlatıyoruz sürekli. 'Eve gitmemiz lazım, uyuyacaksın, akşam üzeri tekrar geliriz' gibi.

Sözün kısası isyanlardayız bugünlerde:)

Bu yaşta durum buysa, ileriki günlerden KORKMUYORUM desem yalan olur:)

27 Eylül 2010 Pazartesi

İzmir'den bir güzel geldi...



Geçen hafta bugün sabah 10 gibi tam hazırlanıp Nil'i dışarı çıkaracak iken, telefonumu almak aklıma geldi. Hayat'ım aramış, hemen ayarlamalar yapıldı ve bir-iki saat sonra İzmir'den bir güzel geldi evimize....

Keşke aynı şehirde olsak denildi bu iki tatlı kızı bir arada görünce:)

Yine bekleriz...

20 Eylül 2010 Pazartesi

20 ay, 3 günlük Nil...

İnsan yazmadıkça yazamıyor. Bazı şeyleri beynime ve kalbime kazımaya çalışsam da hiçbir şey bu blogun yerini almıyor!

Bir bakalım! Miniğim Nil artık tam tamına 20 ay, 3 günlük:)
İlk kez kendi kendine yürüdüğü tarih 13 agustos 2010 ve ertesi hafta koşmaya başlaması ile yüzümüz güldü.

Yazın ilk arabamı attık bir kenara, yazlıkta birinden aldığımız tekerlekli sehpayı kullandık yürüteç olarak. Nil'im kendi keşfetti, kendi seçti. Koşar adımlarla yürümeye o tekerlekli sehpa ile başladık işte.

Banyoyu pek seven ve göbeği düştükten sonra yaz kış demeden hergün yıkanan tatlı kızım, Mayıs sonunda nezle grip olduğumuz bir dönemde verdiğimiz 3 günlük bir ara ile yıkanmamayı daha çok sevdiğini keşfetti. O gün bugündür Nil'i yıkamak bir kabus. Yahu daha minik bir bebek iken, her ağladığında banyoya sokan ve o minik yüzünün sakinleştiğini gören ben değil miydim? Neler denemedik ki, oyuncakları attık küvete, sonra plastik yüzme havuzumuza oturduk ailecek, neler neler yapmadık. Yok bir türlü ikna edemedik. O konuda öyle mi...

Yemek konusu hala sorun ama buna da şükür diyoruz. Farklı tatları eline verdiğim sürece,-canı isterse deniyor-. Tek sorun sulu şeylere hala temkinli olmamız. O da tabii bağırsakların iyi çalışmasını engelliyor ve ortaya kabızlık çıkıyor.

Onun dışında keyfimiz yerinde. Elinde çantası ve ayakkabısı sabahın bir vakti bizi kapıya sürüklüyor. Evin içinde Annieee diye bağrınıyor, meyvelerden en çok armut yemeyi seviyor.Her lafı anlıyor.

Kısacası benim tatlı kızım her geçen gün büyüyor,büyüyor...

8 Eylül 2010 Çarşamba

Nehir...

Uzun zamandır yazacaklar birikti, birikti. Ara ara aklıma gelenleri yazsam da niyetim 17 Eylül'de güncellemekti blogumu.

1 haftadır nete giremiyorum. Ama bugün öyle birşey oldu ki...
Ayşe Arman'ı okurken boğazımda bir yumru oldu. Kelimeler yetersiz kaldı hissettiklerimi anlatmaya...

Hemen bloguna girdim. Minik Nehir melek olmuş...

Allah ailesine ve sevdiklerine sabır versin...

24 Mayıs 2010 Pazartesi


Geçtiğimiz hafta en unutulmaması gereken şey, Nil'in benim için pek değerli olan dudak nemlendiricimi alıp, benim bile zaman zaman açamadığım kapağını açıp, 10 minik parmağı tek tek içine sokup, yüzüne, dudağına ve yere sürmesiydi. Hem de 3 dakika içinde:)'Nil naptın sen?' diyince ise ağlaması ve kucağıma atlaması...

Ayağa kalkıyoruz. Sıralayarak koltuk kenarında, yatak kenarında istediğimiz herşeye ulaşıyoruz. Canımız isterse adım atıyoruz...

Yatak odamı ben topluyorum, Nil dağıtıyor. Tüm çekmeceler boşaltılıyor. Boyumuz artık heryere yetiyor. Bir saniye yalnız bırakmaya gelmiyor:)

Dün yine bu değişken havalardan aldık boyumuzun ölçüsünü. Burun akıntısı, öksürük:(
Bugün hiç tadımız yok....

Bense kendime bu aralar hamurişi ve çikolatadan uzak durmam gerektiğini hatırlatıyorum:) Anneevine gitmeden tam istediğim ebatlara ulaşmak üzereydim ki, anneevinde yenen yemekler kiloma kilo kattı. İşin kötüsü bu aralar sadece ve sadece Nutella ile yaşamak istiyorum...

Dikkat dikkat, bu evde diet var. TJ zaten doğuştan diette.

Not:Miniğim Nil, senin iştahın bende, benim iştahım sende olsa bebeğim ;)...

17 Mayıs 2010 Pazartesi

16 aylık Nil...

Geçtiğimiz ay koşuşturmaca ile geçti. 22 Nisanda anneanne evine gittik 15 gün kaldık.

Artık ayağa kalkıyoruz. Koltukların tepesine çıkmak istiyoruz. Canımız isterse adım atıyoruz. Geeel diyoruz. Ba-ba, be-bek diyoruz. Kendi kendimize şarkı söylüyoruz.

Yoğurdun içine sebze katınca azar azar yiyoruz. Çekmeceleri boşaltıyoruz. Ah o çekmecelerden neler neler çıkıyor...

Aktivite masamıza, ses çıkaran tüm oyuncaklara bayılıyoruz.

Saklanıyoruz ve aniden çıkıyoruz.

Biz bu aralar çok eğleniyoruz!

13 Nisan 2010 Salı

Büyük konuşmamak lazım...

Ocak 17 yani 1.yaş günümüzden beri yaşadığımız yeme problemini az çok biliyorsunuz. Neler yapmadım ki... Kendi yediğimiz az baharatlı yemeklerden sunmakla başladım. Seçeneklerle çıktım karşına. Ben yerim, babası yer, ham yapar dedik...Kendi yediklerimizden azar azar eline vermeyi denedik...

TV konusu ayrı bir mevzu. Ama ben kızımın 3 yaşına kadar TV den mümkün olduğunca uzak kalması taraftarıyım. Sonrada kontrollü bir şekilde izlemeli.

Hafta sonu dayımın eşi ve annem bizdeydi. Buyrum dedim, ne derseniz denemeye hazırım. İtiraz yok!

Mama sandalyesi mutfaktaki TV nin tam karşısına yerleştirildi önce. 1 parça kuşbaşı et, 1 kabak ve yarım patates ve 1 havuç pişirildi saatlerce. Püre haline getirildi, sunuldu Nil'e.

Bizimki kıyametleri kopardı 3 kaşık yedi ya da yemedi.

Sonra dediler ki, sen dene bir de. Yoğurdun içine gizli gizli karıştırdık sebze püresini, miktarı arttırdıkça arttırdık. Suratı ekşitse de bağrış kıyamet kopmadan yedi azar azar.
Söylemeye gerek yok, TV açık...

Büyük konuşmamak lazım!

Düzene girene, yeni tatlara alışana kadar bu şekilde idare edicez artık...

Bugün havuç püresinden 2 alternatifle çıkıcam karşısına. Biri tatlı, biri tuzlu.


2 adet püre haline getirilmiş havucun içine, 2 kaşık süt ve kibrit kutusu büyüklüğünde beyaz peynir, 1 çay kaşığı tereyağı. İyice yedir. Püre olarak sun

Diğerini internetten buldum. 1 havuç püre haline getirildikten sonra içine birazcık bal ile karıştırılıp sunulacak.

Bahar gelirde hastalanma olmaz mı? Burun akıntısı, hafif ateş... Hoşgeldin bahar...

Not: Burun akıntımız arttı, sol gözümüzde de hafif akıntı var. Peynir ve yoğurdu bile zar zor yedik.2 havucu da istemedik.Peditus şuruba başladık. Yarın havuçlara bir şans daha verelim diyoruz.

10 Nisan 2010 Cumartesi

Birazda benden...

Dün gece uzun zamandır görmediğim bir çocukluk arkadaşımla karşılaştım. Annemin kuzen kızının kına gecesinde.Nil babasıyla evde. 96 yazı rüya gibiydi. 14 yıl öncesine döndük birden. Geçirdiğimiz o harika yazı, arkadaşları andık.

Sonra eve geldim.Samanyolunda Zülal. Nasıl uysal, sakin. İmrenmedim desem yalan olur. Bense herşeye itiraz, hep itiraz...

5 Nisan 2010 Pazartesi

iştahsızlık sorunsalı

Bu ay bolca sorumuz vardı. Konuştuk, konuştuk.

Nil'in ayağa kalkmaması bizi düşündürüyordu, bir sorun mu var acaba durumları. Bacaklar sağlam, yürüme egzersizi, oyun gibi.
Anahtar kelime : ZORLAMADAN
Annenin anahtar kelimesi: SABIR

En büyük sorun iştahsızlık. Ağzını açmıyor. Bu konu beni gerçekten üzüyor. Yoğurt, milupa meyve püresi ve peynir dışında yediğimiz şey neredeyse yok.

Anahtar kelime aynı: Zorlamadan
Annenin anahtar kelimesi: SABIR

Meyve püresinin kavanozlarına hazırladıklarımı koyuyorum. Nil ağzını kapatıyor ,diyelim ağzını açtı ya yutuyor ya da çıkartıyor. 2. kaşık mı, hemen elime vuruluyor. Saç baş, üst-baş yemek!

Yemek yesin diye plastik çay takımı aldık, ses çıkartıyor. Bizimki fincanı yere atıyor ve gülüyor.

Hergün yeni birşey deniyorum. Yoğurt çorbasını bir gün yiyoruz, diğer gün Iııhh diyoruz.

Günler böyle geçiyor....

Anneler var mı bebeklerinizin reddetmeden yediği mama tarifleriniz?

30 Mart 2010 Salı

Bizden kısa kısa...



Ayağa kalkıyoruz ama emeklemek rahat geliyor. Hafta sonu gittik, Chicco ilk adım yürüme aracı aldık. Geç bile kalmışız.Sesler çıkarınca hoşumuza gidiyor ama ayağa nazla kalkıyoruz. Ayağımızda ayakkabımız olmadan asla kalkmıyoruz.

Bugün İstanbul'a gidecektik, mutluyduk. Havanın aniden hem orada hem burada soğuması son dakikada planları iptal etti. Yoksa değişiklik olacaktı, iyi gelecekti hem Nil'e hem bize...

Yoğurt, peynir ve meyve püresi dışında başka şeylerde, sebzelerde yesin diye uğraşıyoruz, uğraşıyoruz...

Hergün hava iyi de olsa kötü de dışarda geziyoruz.

Bu aralar kaka yapamıyoruz. Erik püresi bile fayda etmiyor. Bunun ortası yok mudur diyor, kasılıyor kasılıyoruz...

Birazdan 15.ay kontrolüne doktora gidicez, bakalım doktorumuz bu gelişmelere neler neler diycek...

Yine gelecek biz!

21 Mart 2010 Pazar

Başucu Kitapları

Bu aralar elimden düşüremediğim kitaplar var.

Tracy Teyze zaten evin olmazsa olmazı.

Ama başka bir kitap var ki, ne zaman başım sıkışsa yanımda.

Çocuğunuz Büyürken Sizi Neler Bekler (Ciltli)
Orjinal isim: What to Expect The Toddler YearsArlene Eisenberg, Heidi E. Murkoff, Sandee E. Hathaway
Epsilon Yayınları / Aile ve Çocuk Dizisi

Ayakkabı seçiminden öfke nöbetlerine daha birçok konuda yardımcı.

Yelizciğimde okuyup aldığım ve 'keşke daha önce alsaydım' dediğim
Haluk Yavuzer: çocuğunuzun ilk 6 yılı

Osho: Pratik meditasyon rehberi

Dr.Stephanie Clement: Yeni başlayanlar için meditasyon

Bu aralar olmazsa olmazlarım....

17 Mart 2010 Çarşamba

14 aylık Nil...

Bebeğim,
sana 12.-13.aylarda birşeyler yazamadım.
Neler yapıyorsun kısaca özet geçelim:
Kırmızı top nerde diye sorunca emekleye emekleye topu getiriyorsun. Hemen karşındakine atıyorsun. Artık seninle ciddi ciddi oyun oynuyoruz.

Masa örtüsünü kafana geçirmeye bayılıyorsun. Ben de soruyorum: Nil nerede? Hemen bana bakıyorsun, buradayım der gibi. Ya da aniden çekiyorsun ve 'bi beni bulamadınız ya' diyorsun.

Odana gidince uyuyacağını, salonda oynayacağını biliyorsun.

Klozet konusu düşündürüyor beni.Banyonun kapısı genelde kapalı olsa da son günlerde en sevdiğin şey kaşla göz arasında klozet kapağını açıp kapatmak. Parmak arada kalsa bile ağlamıyorsun. 'hayır Nil' diyorum sana. Klozetin yanında beni görürsen, onun hayır olduğunu bilip kaçıyorsun. Kızlar tavsiye vermek isteyen?

Bulaşık makinası merak ettiğin bir diğer şey. Bir de damanacana var tabii. Damacanaya güm güm vuruyorsun:)

Çorap giydiremiyorum sana, hemen çıkarıyorsun.

Altını bağlamak gittikçe zorlaştı. Yanımda 2 oyuncak, ıslak mendil, bez ile saniyeler içinde değiştirmeye çalışıyorum ama kıyameti koparıyorsun.

En sevdiğin şey altın açıkken benden kaçmak.

Çığlık atıyoruz bolca, saklambaç oynuyoruz ve garip garip sesler çıkartıyoruz. Saklambaç oynarken bizi bulamazsan sinirleniyorsun, en güzeli önce gözüküp sonra saklanmak. Bulunca heycanlanıyor, gülüyor gülüyorsun.

Parmağını ağzıma sokup ısırmamı istiyorsun:) Bende hammmm yapıyorum.

Ama bu sabah beni mahvettin Miniğim ya. Hayatcığımın önerdiği Milupa Bitki çayını içiremedim sana. Zaten yemek, içmek bir sorun.Bir yaşıma daha girdim. İlk ciddi öfke nöbeti ile tanıştım. Bugün öfke nöbetimiz tavan yaptı az önce yüzümü öyle derin çizdin ki, sızım sızım sızlıyor. Öfke nöbetlerine karşı hazırlıklı olmalı, bolca okumalı...

Mutlu Aylar Nil'im...

16 Mart 2010 Salı

Bu aralar tek Leyla olan ben miyim?

Önceleri hiç böyle sorunlarım yoktu. Ta ki Nil doğdu, beyin Nil'e endekslendi böyle oldum diycem ama alakalı şeyleri de unutur oldum, alakasız şeyleride.

Nil'in diş jelini sabah mutfağa bırakmışım ve öğlen nerde bu jel diye evin altını üstüne getirmişim. Haftada bir gün temizliğe gelen yardımcım söylemese arayıp bulamadıkça sinir katsayım artacak. Mutfağa koydun ya Özlem demese hiç görmüycem...

Buzdolabına koyup unuttuğum yemeklerimi anlatsam yoksa buluşalım diye konuştuğum ama aramayı unuttuğum arkadaşlarımı mı? O da olmadı kenara köşeye koyduğum ama beynimden siliniveren eşyaları mı!

Bazı şeyler tamamen gidiyor beynimden. Kendimi zorluyorum, biri hatırlatınca hatırlar gibi oluyorum ama...

Off!

Bu aralar tek Leyla olan ben miyim?

14 aylık olmaya bir gün kala...

Dün ilk kez annesinin yardımı ile Nil ayağa kalktı.Son birkaç gündür ağlama, huysuzluk. Herşeye kızıyoruz bu ara. Ayağa kalkmak isteyip kalkamıyoruz ya ona veriyorum.

Dişler yine atakta geliyorlar. Toplamda 8 dişimiz çıkmış, 9. yolda.
Azı dişimizin biri de çıktı 1 hafta önce.

Yemek konusuna hiç girmeyelim. İshal sonrasında sıfırdan başladık herşeye. Portakallı kerevizler, kıymalar, onların hepsi yalan oldu. Yoğurtla başladık tekrardan, sonra meyve püresi, keyfimiz yerindeyse yoğurt çorbası.Hergün yeni birşey deniyorum. tam düzelmeye yakın oluyor, hop diş krizi, ayağa kalkma çabaları.

Birde şu iştahımız yerine gelse.

Dün gece 'annenin uykusuzlukla imtihanı' oldu adeta. Zorla uyuduk, iki-üç saatte bir ağladık durduk. garip bir geceydi, zordu.

Hem sana bebeğim hem de bana.

Ooo daha yolumuz uzun, ayağa kalkmadan sonra terrible 2 var sonra büyüme atakları, kesin terrible 2 dan sonra da vardır yaş krizleri, sonra ergenlik....

Bu dönemler bitmez :)

15 Mart 2010 Pazartesi

Dün güzel bir gündü....

Dün inanılmaz güzel bir gündü. Önce nefis bir kahvaltı. Sonra -yanlış hatırlamıyorsam-National geographic kanalında bir belgesel:İtalya'da pizza yapımı, çeşit çeşit pizza. Nutellalı ve meyveli pizza ile karnımızın guruldaması ve acilen arkadaşlarla dışarda yemek yemeye gitme kararı.O sırada bir telefon,'size uğrayalım, öyle gidelim'

Arkadaşımızın bebeği Nil'den tam 1 yaş büyük. Artık anlıyoruz herşeyi. Güzel güzel oynadılar. Sonra dışarıda yemek. TJ'in izlediği belgeselden olsa gerek normalde yediğinin 2katı yemek ısmarlaması ve bizi şaşırtması.Tam kahve faslına gelmişken sıkılan Nil hanım. Yandaki AVM ye geçiş.

Dün güzel bir gündü....

3 Mart 2010 Çarşamba

Mim-Evin en sevdiğim köşesi...


Yelizciğimin blogunda okudumda bu mimi ' ne eğlenceli mim' dedim.
Hatta ve hatta mimlendikten hemen sonra fotoları da çektim.

Bu eğlenceli-yaratıcı MİM için Yelizcim teşekkürler:)

Hayatımız bu 3 köşede geçiyor desem yalan olmaz.

Mutfak. Sun catcher, çok yakın bir dostumdan doğum günü hediyesi. Meditasyon yaparken kullanmam için yolladı ama şimdilik yerini buldu. Puzzle, bana yazı anımsatıyor. Fesleğen. Bu fesleğen sayesinde makarna yapma ustası oldum çıktım. Artık dışarıda yapılan makarnaları beğenmez oldum.

Salon, hayatım-ız burda geçiyor. Yerde Nil'in oyun halısı. Oyuncaklar bu foto için özel olarak! toplandı.

Ve Nil'in odası. Bu tekli koltuk salondaydı, Nil'in odasına taşındı. Arada bu koltukta kitap okumaya bayılıyorum. Aslında bir de ilk göz ağrım -40 yıllık- sallanan koltuğum var ama arka odaya saklandı. Miniğin eli arada kalmasın diye.

Sevdiğim objelerle aramda duygusal bir bağ oluşuyor. Bir saksı fesleğen bana mutluluk veriyor. Bir de annemin evinden aşırdığım leyleklerim var mesela, çok kıymetli.

Bu mim en sevdiğim köşeden çok en sevdiğim obje mimi mi olmuş ne:)

Kuzunun annesi, göster bakalım fotoları:)
Mutfak Camı,
Elif Savaş,

merakla bekliyorum fotoları:)

2 Mart 2010 Salı

Okuduklarım, aklımda kalmasını dilediklerim....

Bu aralar hiç durmadan yorgan altında kitap okuyasım var. Durmadan dondurma yiyesim. Nil ile çığlık atasım:)...

Nil iyi, hergeçen gün büyüyor. Neler neler yaşıyor, neler neler paylaşıyoruz.

En kısa zamanda not etmeli yaptıklarını, unutmamalı.

Yelizcim, evin fotolarını taa perşembe günü çektim. Bir sonraki posta hazırlamayı umuyorum.

http://mylifenil.blogspot.com/
Bu da yeni bloğum. Okuyorum,altını çiziyorum ve aklımda kalmasını diliyorum. Sonra unutuyorum.

Unutmamak için yazıyorum....

15 Şubat 2010 Pazartesi

Çıldırmak ya da çıldırmamak....


Eloşumun annesi Hayat'ım beni mimlemiş, TJ'i çıldırma yöntemlerimi sormuş...
Hemen cevaplayalım:)

1-Dışarı çıkıcaz, 'Hazırım, hadi çıkalım!' dedikten sonra genelde wc yaparım:). Önce TJ çıldırır. Sonra 'Ben asansöre biniyorum' der. Çıldırma sırarı ben de:)- TJ aşağı inecek, Özlem 2 saat asansör bekleyecek, ne olur 2 dakika beklesen TJ?-

2-Akşamları uyumadan TJ bana su getirir misin canım? derim . Genelde bunu söylerken antre çivarında olurum. Mutfağa o kadar yakınsın neden sen almıyorsun? Çıldırma sırası bende, 'Olsun getirsen ne olur?'

3-Buzluk neden ağzına kadar dolu? Evet bu konuda TJ'e hak vermeye başladım, özellikle hamilelik döneminden sonra. Beklemiş ya da buzluğun kendine has o kokusu sinmiş hiç birşey yiyemiyorum:).Ama yine de buzluk ağzına kadar dolu:)

4- Dizi, film izlerken yorum yapmak ya da konuşmak. Ne yapayım, söylemeyince içimde kalıyor. İlla ki yorum yapıcam. Gerçi bu konuda artık daha anlayışlı TJ:)

5-Bilgisayarı kapatmayı unuturum genelde, her saniye gidip geldiğim için işime de gelmiyor değil.O da her seferinde kapatır. Alın size başka bir çıldırtma yöntemi daha!Bir de akşamları kapatmayı unutmasam iyi olacak aslında.:)

Asortik Krep,Kızımın tatlı adaşı Defne Nil ve Canım Ada-Birinci Tekir Şahıs:)merakla bekliyorum cevaplarınızı:)

Mimlendiniz....

7 Şubat 2010 Pazar

Annelik halleri....


Yıllar önce biri bana şunları söylese kıkır kıkır gülerdim:

Anne olmak:
Bebeğinin günde kaç kez kaka, kaç kez çiş yaptığını takip etmek ve bu konuda endişelenmekmiş. Bu aralar çokça yaşadığımız şeyler olduğu için bu konularda pek duyarlıyız bkz.ishal, kabız...

Anne olmak:
Yan odada uyuyan kızından bahsedilince kızını özlemek ve 'gidip uyandırsam mı, çok özledim yaa' demekmiş sonra da aman uykusu bölünmesi sonra sabaha kadar ayaktayız diye düşünüp bu düşünceden vazgeçmek :)....

Anne olmak:
Ayrı bir dünya, 'anne olunca anlarsın' sözü, hayatın ta kendisi....

5 Şubat 2010 Cuma

Miniğim sen var ya sen...

Bugün sabah telefondayım. Bizimki salonda. Birkaç dakikalığına mutfağa gittim geldim, 3 dakika olmadı. Bir baktım klipsi kapalı çanta açılmış, içindekiler yerde. Aaa o da ne, göz kalemimden- çantada benim olan tek şey- yarım bıyık yapılmış, eller, üstü-başı siyah çizikler içinde:)

Tam 3 dakika!

Ama o anda şaşkınlıktan foto çekmeyi unuttum:( Neyse bir dahakine artık....

Annenin Notu:

Miniğim Sen Var Ya Sen...

Büyüyorsun,
Keşfediyorsun,
Hergün daha da tatlı oluyorsun:)

3 Şubat 2010 Çarşamba

İshal konusunda birkaç not

Genelde bebekler diş çıkarırken ishal olur, aman yazın diş çıkarmasın bebek erir akar der büyükler. Doktorlar ise genelde ishalin diş ile bir alakası olmadığını savunur ki, bu konuda ne desem boş. Sebep diş olsun olmasın, ishal bir kez başladı mı önüne geçmek gerçekten güç.

Yaşadıklarımızı yazalım ki bulunsun blogumda, ne olur ne olmaz....

Doktorun tavsiyesi ile MAFLOR şase almıştık. 1 bardak su diyor ama ben bir dozu ikiye bölüp yarım doz sabah ve yarım doz öğle yemekten önce vermeye çalıştım Miniğe. İşe yaradı mı? yaradı diyemem.

Sonra sevgili Hülya'nın Tunası Reflor Şaseyi önerdi. Onu aldım hemen. Eczaneye sordum fark ne diye, pek fark yok ama Maflor daha bitkisel dediler. REFLOR şase nin faydası oldu mu? Oldu, toparlanmamıza yardımcı oldu. Onu da ikiye böldüm aynı şekilde Nil'in aç olduğu zamanlarda verdim genelde.

Minik Mafloru daha rahat içti,ikisinin de tadına baktım, Reflorda meyve aroması var, ona pek yüz vermedi.

Prinç lapası, haşlanmış patates ve et suyu ishali geçiren besinlermiş. Ben nette araştırma yaparken muz ,nişasta,keçiboyunuzu ve keçiboynuzu pekmezinin de ishali geçirmeye yardımcı olduğunu öğrendim.

Nişastayı suyla karıştırmak işe yaramıyor. Bir tavada nişastayı suyla bulamaç hale getirip biraz pişirin, hemen jelimsi hale geliyor zaten.Yedirebilirseniz bir- iki kaşık yedirip, benim gibi yediremezseniz biberonda suyla karıştırıp bebeğinizin aç olduğu zamanlarda midesini doldurabilirsiniz.

Bunları yedirmekte zorlanınca prinç lapasının suyunu biberona doldurup onu içirmeye başladım. En çok işe yarayan şey oldu. Diğer besinleri zorla yiyen Minik, bir de aç olunca prinç lapasının suyunu içti ve belki de kendisine gelmesini sağlayan bu oldu.

Normalde üzüm pekmezini suyla karıştırınca bizim ki pek sever ama keçiboyunuzunu pek sevmedi. Ben de damlalıkla verdim günde bir-iki kez.

En büyük korkum zaten hassas olan cildimizde oluşabilecek pişikti. Annem dedi ki pişik kremi, sudo krem gibi kremler bebek İSHAL İKEN popoya sürülünce ishal zor geçer.
Doğru mu yanlış mı bilemem ama risk almak istemedim ben de Chicconun bebek pudrasından sürdüm popoya ara ara.

Birşey yedirmek o kadar zordu ki, bunu ancak yaşayan anneler bilir. Önyargılı Meleğim daha da önyargılı oldu. Normalde severek yediği şeylere bile yüzvermez oldu.

Milupa'nın ishal maması var HN25. Tüm eczanelerde bulunan bir mama değil ama e-bebekte var mesela. Ondan Nil'in mamasına azar azar karıştırdım. Onun da faydası olmuştur kesin.

Bunlar bizim yaşadıklarımız,-tecrübelerimiz-,yine de aklıma geldikçe editmeleye devam...

Benden, bizden...

Bu aralar içimden yazmak gelmedi. Nil'in hastalığı beni-bizi çok yordu. Çaresiz dertler olmasın...

Geçtiğimiz hafta perşembe günü bir baktık, dışarıda kar var. Attık kendimizi pusete, doğru dışarı. Nil karı görünce bas bas bağırmaya başladı. Kafamızda beremiz, atkımız, bir yandan da çekiştiriyor bereyi, eee sıkıntıya gelemeyiz fazla:)

Kar, günlerdir süren ayazı yumuşatmıştı. Hem Nil'e hem bana iyi geldi kar...

Azıcık azıcık herşeyden tadan Meleğim, birden bire hiçbirşey yemez oldu. En sevdiği yoğurt bile azıcık yeniyor, sonra çığlık kıyamet. Yeniden başladık anlayacağınız...

Meyve püresi, yoğurt, yavaş yavaş tekrardan alışmaya çalışıyoruz bugünlerde... Eski halimize döndük. Elimde malum kitap Tracy Teyze:)...

İştahımız da bir açılsa, benden mutlusu yok...

26 Ocak 2010 Salı

Şimdi daha iyiyiz....

İshalimiz geçti. Cuma itibari ile Nil'e kaynatılmış prinç suyu verdim. Lapalaşmış prinç yedirdim. Etsuyunda haşlanmış patates yedirmeye çalıştım. Bu sayede geçti ishalimiz.

Bu hastalık sayesinde çocuk doktorunun ne kadar önemli bir yere sahip olduğunu daha da iyi anladım. Normal rutin kontrollerde pek önemi olmuyor, ama asıl hastalıkta çıkıyor doktorun ne kadar ilgili olduğu. Normal zamanda rahat doktor pek iyi ama bebek hasta iken rahat doktorun beni daha da strese soktuğunu anladım bu sayede.

Şimdilik bu kadar.
Bu zor zamanda arayan, mail atan, yorumları ile bana güç veren tüm dostlara sevgiler...

22 Ocak 2010 Cuma

Uykusuz her gece...

Bu gece belki de Nil doğduğundan beri yaşadığım en uykusuz geceydi. Saat 21 den itibaren neredeyse her saat başı ağladı. Kaka mı yaptı korkusu ile yanına gittim. Tam uyumak üzereyim saat 24. Nil 24ten itibaren nerdeyse saat başı kaka yaptı. Sabah 2 gibi TJ'i uyandırdım. Azıcık azıcık kakalarla toplam 6-7 bez var çöp tenekesinde.

Dün doktoru aradım, başka bir ilaç önermesini istedim. Bazı bebeklerde ishalin 20 gün sürdüğünü söyledi. Nil pazardan bu yana ishal ama halsiz.

Sabaha karşı mama yerine nişastalı su verdim.

Bugün lapa prinç,nişastalı su,patates ve muz püresi yedirmeyi planlıyorum.

Umarım azıcıkta olsa bunları yer ve umarım bir sonuç alırız.

Civciv'im perişan....

21 Ocak 2010 Perşembe

İshale bir çare...

Az önce Yelizcim ile konuştuk. Aklımıza keçiboynuzu pekmezi içirmek geldi. Ben Ender Saraç'ın 'İshali keçiboynuzu keser' yazısını okuyordum o sırada...

Bir de buğday nişastası var. Bir çay kaşığını suyla karıştırıp içirmeli, ne de olsa zararsız.

Muz-şeftali karışımını ise vermeme kararı aldım Yeliz ile konuştuktan sonra. Neden? Muz ishali keser ama şeftali kakayı yumuşatır. Bir denge söz konusu, şeftali-muz dengesi:).

Az önce Minik Civcivime sulandırılmış keçiboynuzu vermeye çalıştım. İki yudum içti, içmedi. Ben de temiz bir damlalığı keçiboynuzu pekmezine batırdım, en azından iki damla içmiş oldu Civciv- zorla da olsa-.

Şu ishal bir geçse...

Annenin Notu: İlaca dün başladık. Ama henüz bir gelişme yok. İştah sıfır. Umarım pekmez bir işe yarar....

Ne durumdayız?

Salı gecesi hiç uyumadık. Ağladık,ağladık.
nil hala ishal. Dün doktoru aradım,
verdiğim ilaç ishali geçirir dedi. Peki dedim çaresiz. Patates, makarna dışında seveceği, isteyerek yiyeceği ne olabilir diye nette dolanırken bir baktım muz. Muz da ishali geçrirmiş.Hazine bulmuşcasına sevindim.

Nil -bu aralar azıcık olan
iştahımız da kalmadı-muzu yemedi. Aklımıza kavanoz mama geldi. Bir koşu muz-şeftali püresi almaca. Bu kez en azından birazcık yedi.
Ama ishal hala devam. Kusma için doktorun verdiği ilaç sayesinde kusmuyor ama o ilacı Nil'e içirmek ayrı bir hikaye:)

Dün gece biraz daha rahat geçti ama akşam yine kaka. Her kaka yapışta uykusu olan bebeğim uyumamakta direniyor.

Umarım ishalimiz de geçer.

Bu gece de uykusuz hergece olmaz umarım....

19 Ocak 2010 Salı

İlk kez serum yedik...

Sabahtan doktorumuza gittik. Nil kilo vermiş, kuş kadardı zaten, iyice civciv oldu bi tanem...

Dün gece 4-5 kez kalktık, ağladık, kustuk,kaka yaptık...

Doktora 'Serum taktıralım bari, çok zayıfladı yavrucak' dedim. Baktı: 'Tamam, akşama rahat edersiniz en azından' dedi.

Bir serum 3-4 saat. Yattık Nil ile yatağa, uyusa neyse ama uyuyamıyor yavrucak. 1 saat sonra yüzü gözü açıldı, kendine geldi...

Kusma için ilaç verdi doktor. Dün geceden beri uyumayan bebeğim şimdi uyuyor.
Sabaha kadar uyusa keşke de kendine gelse....

Serum takılırken ağlamamak için kendimi zor tuttum, kalbim kanadı...

Bu arada idrar torbasını da taktırdım, yine kaka yaptı sıpa. Sonra tekrar taktık bu kez 2 damla çiş geldi.

Sonuçlar temiz çıktı, antibiyotik vermedi doktor. En iyi haber bu olsa gerek.

Virütik, bu aralar rastlanıyormuş, benzer belirtilermiş. Sadece ishal olsa böyle olmazdı ama kusma da eklenince perişan olmuş dedi.

Eve geldik, azıcık mama, sonra anakucağında yatmak istedi Minik, yattı tam uyuyacak, ishal, bacaklara kadar. Zırt banyo.. Temiz kıyafet... Zaten şu 3 günde kıyafet üstüne kıyafet değiştirmece, hem ona hem bana. Temizler yıkanıyor, ütülenmeden tekrar giyiliyor...

Lütfen bu gece rahat geçsin, hem o hem de biz uyuyalım...

18 Ocak 2010 Pazartesi

İdrar torbası....

Destek mesajlarınıza kocaman bir teşekkür öncelikle...

İşte bizden son durumlar...
Kakamız katılaştı, ateşimiz düştü.
Şu idrar torbasını takmak ne zor şeymiş. Takıyoruz, Nil çığlık çığlığa. Çiş yapan sıpa idrar torbasını takınca çiş yapmıyor. Çıkartıyoruz hop çiş yapıyor. Az önce'kesin kararlıyım, çişi alıcaz artık dedim' Taktım torbayı güzelce, acilde yaptıkları gibi sabitledim yara bandıyla beraber. Bizim ki torbaya kaka yaptı. Torbayı çıkardım, hop çiş...

Öyle gülünecek durumdayız...

Gece 2.30 da kalktık, 5 e kadar oynadık, yedik, kustuk. En sonunda 5 gibi yatağına yatırdım 7 gibi uyandık.

Sonra tekrar uyandık, su içtik, azıcık kustuk. İdrar torbası taktık çıkardık, taktık çıkardık. Şimdi dinleniyoruz.

Ne zor bebekler hastalanınca...

Bugün ben de huysuzum...

Annenin Notu: Yelizcim, bu huysuzluğumun tavan yaptığı günde, günümü-zü aydınlattın.

Teşekkürler...

17 Ocak 2010 Pazar

1 yaşına basılırken de hasta olunur mu ya Nil'im?

Dün gece tatlı Nil kustu. Sabah 5 gibi kustu.
Turta dan gelen doğum günü pastasındaki kelebeklere, uğurböceklerine bakmadı bile...
Halimiz yok, sürekli ağlama modundayız.

Öğleden sonra 3 gibi Mesa Acile gittik. Nil yine kustu ve ishalimsi kaka yaptı.
Kakasından yapılan tahlilde rota virüsüne rastlanmadı ama diğer sonuçlarda alınmadı. Şimdi de çiş yapmasını bekliyoruz, babası acile gidip bırakacak.

Bir doğum günü de böyle geçti.
Yorgunum,huzursuzum ve üzgünüm...
Umarım basit bir üşütmedir....

16 Ocak 2010 Cumartesi

Geçen yıl bu zamanlar...

Geçen yıl bu zamanlar, günlerden cuma. Doktora gitmişiz ve demiş ki, ' Bu Miniğin inmeye niyeti yok, ne zaman istersen alalım...'

Almış bizi bir telaş. Ne kuaföre gidesim oldu ne de dışarı çıkmak isteyesim.

Hatta neler yazmışım o zamanlar bir bakalım, bakalım....

***



'Doğuma gittim,gelicem!

Şaka gibi. *Yaşam, biz başka planlar yaparken başımıza gelen şeymiş....
Doktora gittik. Ben not aldığım şikayetlerimi anlatmaya hazırlanırken, Selahattin Bey 'Gel bir muayene edeyim seni' dedi. Karnımın neden bu kadar şiş olduğu da anlaşıldı. Bizim kız anladığım kadarıyla çatı darlığından ya da kuyruk sokumu bilmemnesinden aşağı inemiyor.

Sonuç: Epidüral sezeryan.

Şaka gibi. Nasıl yani?

Ne zaman doğurmak istersin?

Annemle konuşmam lazım!

Aile meclisi toplanın, bize haber verin!

Bir önceki yazımda ne demiştim?
'Gerçi Demet Yengen, annenin kuzeni ve ailenin en küçüğü Cevdet'in doğum günü 17 Ocakta diye, 'Minik 17 Ocakta doğar' diyor.'

17 Ocak cumartesi yani yarın sabah kızım geliyor!

Korkuyorum!
---
Dostlar,
Bu blogu açarken, blogumun bu kadar çok şey paylaşabileceğim bir sığınak olabileceğini düşünmemiştim. Ama öyle olmadı. Sorunlarımı, mutluluklarımı, endişelerimi paylaştım.

Özellikle bugün hepiniz mesajlarınızla bana cesaret verdiniz:)
İnanın o mesajları okuduktan sonra kendimi çok daha iyi hissettim.
Her birinize ayrı ayrı teşekkür ederim....


Daha paylaşacağımız çok şey var!

En kısa sürede burdayım! '

***
Ve yarın Nil 1 yaşında...

*
Arkası yarın....

14 Ocak 2010 Perşembe

Ah dişler ah...


Ah dişler ah,
Nedir sizden çektiğimiz?
Yazın teker teker geldiniz yine yandı canımız,
şimdi çifter çifter geliyor
Miniğimin canını daha çok yakıyorsunuz!

Ah dişler Ah....
Aynı anda gelmek zorundamısınız?
Ne tadımız kaldı ne de tuzumuz...
Tek tek misafir etsek sizi?
***

Toplamda 8 dişimiz çıktı.
Azı dişlerimiz kabarmış durumda...

***

Bu aralar uykusuzluk, iştahsızlık huysuzluk bizde.
Hep bu dişler yüzünden....

9 Ocak 2010 Cumartesi

Geçen yıl bu zamanlar...

Geçen yıl bu zamanlar:
http://tastoli.blogspot.com/2009/01/38hafta.html

38. Haftada iken,Minik ne zaman gelecek, adı ne olacak, doğum nasıl olacak sorularıyla doluydu gündem.

Heyecanlı mı heyecanlıydı herkes...

Zaman nasıl da çabuk geçiyor!

Ve
Bu yıl, 1 olmana tam 1 hafta 1 gün var Miniğim!

Zaman zaman geçmiş postlara bakıyorum,
endişelere, sorunlara, güzel anlara dönüyorum yüzümü.

Zaman herşeye çare...
Bu bir yıl da büyüdüm ben,
1 yaşıma daha girdim!
Daha sabırlıyım -eskiye göre-,
Hergün yeni yeni şeyler keşfediyorum hayat!

Ve merakla bekliyorum,
gelecek yıl neler neler olacak...
sonra aklıma John Lennon'un şu sözü geliyor:

Hayat biz onu planlarken başımızdan gelip geçenlerdir..

8 Ocak 2010 Cuma

Rüya...

Rüyamda alt komşu ya da üst komşu bas bas bağırıyor: Kızınızı susturun, yoksa yukarı gelicem.

Bizim Sıpa 3 te kaka yapmak istedi. Kaka yapamadıkça bağırındı durdu. Muhtemelen o esnada bu rüyayı gördüm. O kadar gerçekti ki... En sonunda 5.30 gibi kaka yaptık,sonra da uyumak istemedik...

Şu anda enerjik mi enerjiğiz...

Yaşasın bebek olmak!

7 Ocak 2010 Perşembe

Parmak arası problem...

Miniğin geçtiğimiz haftalarda ayak parmağının içleri kıpkırmızıydı, dokununca feryadı basıyordu.

Banyoda ıslanınca sorun yok, ama dokunan yandı.

Yazın dışarıda ayaklar açık, püfür püfür. Kışın ise hava soğuk, hava almıyor bu ayakcıklar.

Sudo kremi kulak temizleme çubuğuna sürüp banyo sonrası sudo kremlenme. Sonrasında çorap giydirmeden uyku tulumunda uyumaca.


Ayaklar hava aldı, sorun çözüldü.
Sabah uyanınca ilk iş çorap giydirme.

Şimdi geçti ama ilk 3-4 gün çok feciydi...

6 Ocak 2010 Çarşamba

Haftanın Sözü:

Yapabileceğiniz birşey olduğunu düşünüyorsanız hemen yapmaya başlayın. Cesaret, içinde deha, güç ve sihir barındırır. - Goethe

Kesinlikle ilham verici!

3 Ocak 2010 Pazar

Yaratıcılık Budur...


Malum doğumgünümüz yaklaştı. 1 olmamıza sayılı gün kaldı. Nil'e birazda büyünce hatırlayabileceği, odasına koyabileceğiz minik bir anı ne olabilir diye etsyde gezinirken bu nefis pasta süslerine rastladım.

Keşke yapabilecek yetenek, malzeme olsa.

Ülkemizde bunlardan yapabilen şanslılar yok mu acaba?

http://www.etsy.com/shop/lollipopworkshop




Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...