13 Temmuz 2009 Pazartesi

Çok şükür...

Eve gelirgelmez TJ ile kahvaltıyı ertelememeye karar verdik. Kafamızı dağıtmamız ve Nil'i rahatlatmamız gerekti. O kadar korkmuştu ki Miniğim....

Arkadaşlar geldikten sonra kahvaltı seansı, Nil de anakucağında bize eşlik etmekte. Neredeyse gün boyunca uyumadı,ben de uyusun diye çaba sarfetmedim aslında.

Bu arada TJ ile o kadar dalgındık ti, mutfakta kırdığımız tabak çanağımı anlatsam, yoksa tekrar tekrar birbirimize sorduğumuz ya da söylediğimiz cümleleri mi...

8 saat sonunda fışkırtarak kusmayınca ve uyuma isteği göstermeyince derin bir nefes aldık.

Miniğim normalde uyuduğu saatten daha erken bir saatte uyudu ve başını yatağa koyar koymazda daldı gitti.

Sevgili Dostlar,
Mesajlarınız ile bu zor günümüzde derdimizi paylaştınız...
Hepinize teker teker teşekkür eder ve derim ki
İyi ki varsınız:)
İyi ki bu blog var!

12 Temmuz 2009 Pazar

Bir daha böyle bir gün HİÇ yaşanmasın...

Bu sabah neler yazacaktım bu satırlarda. Dün neler yaptığımızı, Nil'in durmadan ağladığını ve yine yediğimiz yemekten hiç bir şey anlamadığımızı...

Ama hayat bir şekilde yeni yeni senaryolarla bizi şaşkına çevirmeye devam ediyor.

Bu pazar çok sevdiğim Martini kardeşim ve eşi gelecekti kahvaltıya. Sabah uyandık. Nil'i aldım yanıma, azıcık oyun ve ben kahvaltıda yemek üzere börek yapmak için mutfağa gimiş ve borcama 2 sıra yufka koymuşken, Nil'in ağlamaları ve TJ'in düştü çığlıkları ile günümün nasıl da değiştiğini yazsam, ve şu anda bu satırları yazarken bile hala tir tir titremekten kendimi alamasam...

TJ 'Özlem, Nil yataktan düştü' dediğinde mutfaktaydım ve şaka yapıyorlar sandım. Ama 2 saniye sonra Nil'i görünce anladım. TJ Nil'i bizim yatağa koydu. Her tarafta yastıklar. Ama bizim kız tekme ata ata yastıkların bir tanesini atıyor ve sonrasında yataktan düşüş... Allahtan TJ Nil'in düştüğünü görüyor ve 30 sn sonra yanına koşuyor...

Sonrası bulanık yani benim için. Çığlıklar, gözyaşları... Yanıma ne Nil'in nüfüs cüzdanı ne sigorta kartı ne de telefon almadan üzerimdekilerle evden fırlamamız ve doğruca sabah 9 civarında çocuk acil servisi olduğunu sandığım Güven Hastanesine gidiş....

Orda öğrendik ki Güven hastanesinde çocuk acil servis yok. Nil'i muayene edip,8 saat gözlem altında tutmamızı,ilk 8 saat uyursa her saat başı uyandırmamızı uyutmamamızı,24 saatin kritik olduğunu söylediler. Bunu söyleyen doktor kendi 2 kızının da yataktan düştüğünü söyleyince TJ sakinleşti.

Aklınızda bulunsun ÇOCUK YOĞUN BAKIMI BAŞKENT ya da HACETTEPE UNİV HASTANELERİNDE VARMIŞ...

Devamı yarın...
Çok zor bir gündü....

10 Temmuz 2009 Cuma

Ortaya Karışık



Yazacak hem çok şey var, hem de hiç bir şey yok:)
Ankaraya çöl sıcakları geldi.
Sıcaklardan biz bile bunalıyoruz Minikler nasıl etkilenmesin?
Bugünlerde keyifsiziz azıcıkta huysuzuz:)
Bizim sıpa az önce sırtına kaka ve çiş yapmış, yatak nevresim battı:)
Altımızı açınca değmeyin keyfimize...

Nefis Hafta Sonları!!!:)

7 Temmuz 2009 Salı

Odalarımızı ayırdık...

Nil'in doktoru bundan aylar önce demişti ki 'odanızı ayırın'... Ama anneyim ben, o kadar zor gelmişti ki, düşünmesi bile içimi karartmıştı. Sadece Nil değil ben de hazır olmalıydım.

Haftasonunda dedim ki TJ'e 'Ya şimdi ya da hiçbirzaman:)' Salonda duran tek kişilik koltuk doğru Nil'in odasına. Aslında niyetim sallanan sandalyemi götürmekti ama tek kişilik koltuk daha rahat olur diye düşündüm.

Park yatak bizim odada kapandı ve Nil'in odasında tekrar kuruldu. Gece ben rahat, Nil rahat. Sabah 6 gibi aldım kızımı yanıma,özlem giderdim doya doya:)

Sorun yaşamadan alıştık odamıza:)

6 Temmuz 2009 Pazartesi

Ben Kimim, Neden Yazıyorum: Soru: Nasıl Bir Blogcusunuz?

Özgür Anne blogunda yazmış. Okudukça 'ben de ben deee' diyesim geldi. İşte benim gözümden Ben Kimim, Neden Yazıyorum: Soru: Nasıl Bir Blogcusunuz? Mimi...

Nasıl Başladım?

Çok önemli bir destekçinin yardımı hatta iteklemesi ile desek daha doğru olur. Sevgili Asorti Krep’in ‘yazzz, kızın da okur, benim zamanımda yoktu böyle şeyler’ demesi ile başladı herşey. Nil büyüdükçe karnımda, hisler yoğunlaştıkça yazma isteğim attı da arttı. İlk başlarda soğuktum, korku da vardı. Fazla plancı bir insanımdır. Fazla realist, fazla kontrollü. Üzülmekten, kırılmaktan korkarım. Ama zaman ilerledikçe, Nil’in doğumu yaklaşıp riskler azaldıkça yazmaktan korkmamaya kendim olmaya başladım.

Neden Yazıyorum?

Yazmak benim için bir tutku. Blog yazmasam, kendi bilgisayarımda bir şeyler yazarım. Sevdiğim özel insanlara, dostlarıma yaşadıklarımı tıpkı bu bloga yazdığım zaman kimi zaman uzun, upuzun komik mailer ile anlatırım.

Konuşurken ağzımdan çıkanı kulağım duymaz ama yazarken daha rahat ifade ederim kendimi, duygularımı. Çok fazla tartmam, irdelemem ama cümleler daha düzgün, hisler daha net olur cümlelerimde.

Nil’in yaşadıklarımı okuması benim için o kadar önemli ki, büyüdüğünde bakacak belki de.Gelişiminin birebir kaydı bu blogta yaşananlar.

Blog dostları! Hiç unutmuyorum doğuma girmeme saatler var. Özgür anneye mail attım. Korkuyorum diye:) aramızda 17 gün var. Bana destek dolu bir mail geldi. Sabah içim rahat gittim doğuma.

Özgür’ün kızı Eloş ne zaman doğacak, meraktan öldük bir ara. Sonra diğer arkadaşların doğum haberlerini merakla bekler olduk. Önce Huysuzu okuyordum merakla. Sonra Yeşim’in hamileliğini okumaya başladım ki daha mini minicikti Miniğim. Sonra bir yorum yazdım, korkularımda endişelerimde yalnız olmadığımı gördüm.

Kuzunun annesi ile tanıştık:) O kadar keyifli saatler geçirdik ki anlatamam. Çok eğlendik. Ah bir de kızlar biraz büyüse öyle buluşsak:)

Sadece kızımın değil, blog dostlarımın bebeklerinin gelişimi de izliyorum. Onlar mutlu oldukça ben de mutlu oluyorum. Bir sıkıntı yaşadıklarında ben de üzülüyorum. Blog dostlarımın bebekleri, kızımın görmediği arkadaşları.

Doğum gerçekten inanılmaz bir olay ama bir o kadar zor. Öncesi, sonrası, yaşananlar, çatışmalar, kimse anlamaz halleri. Ama anlayan çıkıyor inanın. Benim burada yazdıklarımı diğer annelerde yaşamış ya da yaşıyor. Destek okuyoruz birbirimize. Yanımdaki arkadaşlarım anlamasalarda buradaki dostlar biliyor,hissediyor. Belki de aynı kitapları okumamızın, aynı tarz düşünmemizin etkisi var bilemiyorum.

Tecrübeleri paylaşıyoruz bu satırlarda, birimizin yazdığı diğerimizin kulağına küpe oluyor. Blog dostlarım var,gerçek dostlarımdan ayırt etmediğim :)


Yazmaya Zamanım Var Mı?

Hem var hem yok

Diyorum ya, yazmak benim için bir tutku. Buraya yazmasam mail atarım, yine yazarım. Nil uyurken, sabahın köründe, gecenin bir vakti.

Kimi zaman sorularım oluyor ve onların cevabı yine bu blog sayfalarında saklı oluyor. Blog dostlarıma sayfamdan soruveriyorum soruları. Yaşanan tecrübelerle yeni yeni şeyler öğreniyorum tüm yorumlardan.

Ne kadar yoğunsam, o kadar yazacak şey çıkıyor. Önemli anları not etmeyi seviyorum. O yoğunlukta burayı güncellemek en büyük keyif….

İddalı mıyım?

Annelik bilmediğim bir yol. Yeni bir hayat var ortada ve bu hayatta yaşadıklarımız.Acemi annenin günlüğü de olabilirdi bu blog. Öğrenmeye çalışıyorum. Daha neler neler görücez diyorum. Arada yazıklarımı okuyorum. Duygu çatışmalarımı falan. Kendim için yazıyorum, TJ için ama en çok Nil için....

Ayrıca çok ama çok yakın bir iki dostum var. Onlara mail yazmaktan kurtuluyorum.

İddasızım desek daha doğru. Ölçmeden, biçmeden içimden geldiği gibi yazıyorum ve böyle olduğu için severek yazıyorum. Mutluyum.

Neden tastoli?

Taste of Life ‘ın kısaltılmışı tastoli. Seviyorum tastoli adını.

Neden blog okuyorum?

BBG evine benzetiyorum blogları. Yazmazlarsa merak ediyorum. Kendi arkadaşlarıma verdiğim değer kadar değer veriyorum yakından tanımaya başladığım bloglara.

Herkes kendi bakış açısını yansıtıyor. Seviyorum doğallığı. Diyorum ya bazen ‘bu bizim başımıza böyle geldi. Miniğim böyle yaptı.’ Belki de başkasının bebeği öyle davranmayacak.Tecrübelerimizi paylaşıyoruz bloglarımızda ve ÇOK AMA ÇOK FAYDALANIYORUM,ÖĞRENİYORUM

Sevgili Özgür Anne va Kitubi'ye teşekkürler...:)

4 Temmuz 2009 Cumartesi

Minik ile ilk (akşam) dışarı çıkma MaCeRaMıZ....

Öncelikle şunu belirtmekte fayda var dostlar. Okuyacaklarınız sizi korkutmasın.

İlk kez bir cuma akşamı dışarı çıkma düşüncesi bile beni-bizi- mutlu etmeye yetmişti. Ailecek yani. TJ, Nil,Kardeşim M. ve ben. Aylar sonra bir cuma akşamı ilk kez dışarda yemek yiyecek,sohbet edecek ve azıcık içecektik. TJ araba kullanacağı için içmemeye gönüllü bile olmuştu. Arabayı kimin kullanacağı üzerine çeşitli espiriler yapılmış, oybirliği ile Nil'in kullanmasına karar bile vermiştik:) :) :)

3 gün önceden Ankara'nın en nefis mezelerine sahip balık restaurantına rezervasyon yaptırdım.
Dedim ki 'bebekle geliyoruz, güzel bir masa isteriz'

Cuma günü Nil'i banyo rutini sonrası uyutup dalmasını bekledik. Kardeşim M. ile TJ'i almaya gittik. Daha evden çıkmadan, Miniğim'i pusete koyarken başladı gecenin nasıl geçeceğine dair sinyaller. Gözler açıldı,cin gibi bakışlar. Arabada uyur ne de olsa dedik.Arabadan TJ'in ofisine kadar uzun yol boyunca yine uyumadı Melek bebeğim. Neyse vardık restauranta, varır varmaz geldi mezeler,içcecekler.Özlemişiz. Sonra birden Nil bir ağlamaya başladı dostlar, ben böyle ağlama görmedim. Susturamıyoruz. Ben aldım, tatilde yaptığımız gibi azıcık mama hazırladım, yok yemiyor. Evet aslında o da haklı, gürültülü bir ortam. Şansımıza dışarda fırtına kopuyor. Herşey dışarda geçireceğimiz ilk gecenin mutlu sonla bitmesine karşı adeta....

Sonuca gelmem en doğrusu belki de... TJ, M ve ben asla aynı anda masada bulunmadık. Ne yediğimizden ne içtiğimizden birşey anladık. Doymadan,doyamadan aniden hesabı ödememiz ile gecemiz son buldu.

Giderken güle oynaya gittik ama eve dönüşte hepimiz yorgunluktan bayılmak üzereydik.
Miniğimiz mahvetti bizi birkaç saatte. Aslında o da haklı. Benim de hatam var bunda. İlk akşam dışarı çıkma maceramızda belki de eve yakın, sakin bir yer tercih etmeliydim ama öyle bir yer bulmak o kadar zor ki... Üstelik normal saatinde uyudu Miniğim, daldı uykuya, tıpkı tatilde yaptığım gibi. Pusete koyunca uyanmaması ya da arabada uykuya dalması gerekirken...

Ama en çok onun rahatsız olması, mutsuz olması üzdü bizi. Düzenine çok düşkün benim Minik. Rutin denilen olay gerçekten önemli. Bir sonraki adımı bilmek istiyor doğal olarak. Daha önce tatilde de hep adım adım alıştı bazı şeylere...

Dün gece için üzgünüm Miniğim...
Annen bundan sonra daha dikkatli olacak...
Seni çok seviyoruz....

1 Temmuz 2009 Çarşamba

Mim'den Mimi :)


Özgür Anne Mimlemiş,
Sorular super keyifli:)
İşte cevaplar:

1-kullandığım parfümler

Burberry classic
Mania
Kenzo flower

2-kullandığım krem
Yazları pek krem kullanmıyorum ama Nil'e aldığım Mustela nemlendiriciyi çok beğendim:)

3-en son okuduğum 3 kitap:
Alışverişkolik ve evlilik:Sophie Kinsella
Pasaklı Tanrıça:Sophie Kinsella
Masumiyet müzesi-yeni başladım-

4-son aldığım 3 ürün:
Miniğime meyve-sebze filesi
Kocalar okulu-Wendy Holden :)
Kardeşim M. ile aldığım resimde de görmüş olduğunuz Mimi adını alan Miniğimin yeni oyuncağı-

5-seyrettiğim 3 dizi:
Grey's Anatomy
Gossip Girl
Melekler Korusun
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...