20 Eylül 2010 Pazartesi

20 ay, 3 günlük Nil...

İnsan yazmadıkça yazamıyor. Bazı şeyleri beynime ve kalbime kazımaya çalışsam da hiçbir şey bu blogun yerini almıyor!

Bir bakalım! Miniğim Nil artık tam tamına 20 ay, 3 günlük:)
İlk kez kendi kendine yürüdüğü tarih 13 agustos 2010 ve ertesi hafta koşmaya başlaması ile yüzümüz güldü.

Yazın ilk arabamı attık bir kenara, yazlıkta birinden aldığımız tekerlekli sehpayı kullandık yürüteç olarak. Nil'im kendi keşfetti, kendi seçti. Koşar adımlarla yürümeye o tekerlekli sehpa ile başladık işte.

Banyoyu pek seven ve göbeği düştükten sonra yaz kış demeden hergün yıkanan tatlı kızım, Mayıs sonunda nezle grip olduğumuz bir dönemde verdiğimiz 3 günlük bir ara ile yıkanmamayı daha çok sevdiğini keşfetti. O gün bugündür Nil'i yıkamak bir kabus. Yahu daha minik bir bebek iken, her ağladığında banyoya sokan ve o minik yüzünün sakinleştiğini gören ben değil miydim? Neler denemedik ki, oyuncakları attık küvete, sonra plastik yüzme havuzumuza oturduk ailecek, neler neler yapmadık. Yok bir türlü ikna edemedik. O konuda öyle mi...

Yemek konusu hala sorun ama buna da şükür diyoruz. Farklı tatları eline verdiğim sürece,-canı isterse deniyor-. Tek sorun sulu şeylere hala temkinli olmamız. O da tabii bağırsakların iyi çalışmasını engelliyor ve ortaya kabızlık çıkıyor.

Onun dışında keyfimiz yerinde. Elinde çantası ve ayakkabısı sabahın bir vakti bizi kapıya sürüklüyor. Evin içinde Annieee diye bağrınıyor, meyvelerden en çok armut yemeyi seviyor.Her lafı anlıyor.

Kısacası benim tatlı kızım her geçen gün büyüyor,büyüyor...

8 Eylül 2010 Çarşamba

Nehir...

Uzun zamandır yazacaklar birikti, birikti. Ara ara aklıma gelenleri yazsam da niyetim 17 Eylül'de güncellemekti blogumu.

1 haftadır nete giremiyorum. Ama bugün öyle birşey oldu ki...
Ayşe Arman'ı okurken boğazımda bir yumru oldu. Kelimeler yetersiz kaldı hissettiklerimi anlatmaya...

Hemen bloguna girdim. Minik Nehir melek olmuş...

Allah ailesine ve sevdiklerine sabır versin...

24 Mayıs 2010 Pazartesi


Geçtiğimiz hafta en unutulmaması gereken şey, Nil'in benim için pek değerli olan dudak nemlendiricimi alıp, benim bile zaman zaman açamadığım kapağını açıp, 10 minik parmağı tek tek içine sokup, yüzüne, dudağına ve yere sürmesiydi. Hem de 3 dakika içinde:)'Nil naptın sen?' diyince ise ağlaması ve kucağıma atlaması...

Ayağa kalkıyoruz. Sıralayarak koltuk kenarında, yatak kenarında istediğimiz herşeye ulaşıyoruz. Canımız isterse adım atıyoruz...

Yatak odamı ben topluyorum, Nil dağıtıyor. Tüm çekmeceler boşaltılıyor. Boyumuz artık heryere yetiyor. Bir saniye yalnız bırakmaya gelmiyor:)

Dün yine bu değişken havalardan aldık boyumuzun ölçüsünü. Burun akıntısı, öksürük:(
Bugün hiç tadımız yok....

Bense kendime bu aralar hamurişi ve çikolatadan uzak durmam gerektiğini hatırlatıyorum:) Anneevine gitmeden tam istediğim ebatlara ulaşmak üzereydim ki, anneevinde yenen yemekler kiloma kilo kattı. İşin kötüsü bu aralar sadece ve sadece Nutella ile yaşamak istiyorum...

Dikkat dikkat, bu evde diet var. TJ zaten doğuştan diette.

Not:Miniğim Nil, senin iştahın bende, benim iştahım sende olsa bebeğim ;)...

17 Mayıs 2010 Pazartesi

16 aylık Nil...

Geçtiğimiz ay koşuşturmaca ile geçti. 22 Nisanda anneanne evine gittik 15 gün kaldık.

Artık ayağa kalkıyoruz. Koltukların tepesine çıkmak istiyoruz. Canımız isterse adım atıyoruz. Geeel diyoruz. Ba-ba, be-bek diyoruz. Kendi kendimize şarkı söylüyoruz.

Yoğurdun içine sebze katınca azar azar yiyoruz. Çekmeceleri boşaltıyoruz. Ah o çekmecelerden neler neler çıkıyor...

Aktivite masamıza, ses çıkaran tüm oyuncaklara bayılıyoruz.

Saklanıyoruz ve aniden çıkıyoruz.

Biz bu aralar çok eğleniyoruz!

13 Nisan 2010 Salı

Büyük konuşmamak lazım...

Ocak 17 yani 1.yaş günümüzden beri yaşadığımız yeme problemini az çok biliyorsunuz. Neler yapmadım ki... Kendi yediğimiz az baharatlı yemeklerden sunmakla başladım. Seçeneklerle çıktım karşına. Ben yerim, babası yer, ham yapar dedik...Kendi yediklerimizden azar azar eline vermeyi denedik...

TV konusu ayrı bir mevzu. Ama ben kızımın 3 yaşına kadar TV den mümkün olduğunca uzak kalması taraftarıyım. Sonrada kontrollü bir şekilde izlemeli.

Hafta sonu dayımın eşi ve annem bizdeydi. Buyrum dedim, ne derseniz denemeye hazırım. İtiraz yok!

Mama sandalyesi mutfaktaki TV nin tam karşısına yerleştirildi önce. 1 parça kuşbaşı et, 1 kabak ve yarım patates ve 1 havuç pişirildi saatlerce. Püre haline getirildi, sunuldu Nil'e.

Bizimki kıyametleri kopardı 3 kaşık yedi ya da yemedi.

Sonra dediler ki, sen dene bir de. Yoğurdun içine gizli gizli karıştırdık sebze püresini, miktarı arttırdıkça arttırdık. Suratı ekşitse de bağrış kıyamet kopmadan yedi azar azar.
Söylemeye gerek yok, TV açık...

Büyük konuşmamak lazım!

Düzene girene, yeni tatlara alışana kadar bu şekilde idare edicez artık...

Bugün havuç püresinden 2 alternatifle çıkıcam karşısına. Biri tatlı, biri tuzlu.


2 adet püre haline getirilmiş havucun içine, 2 kaşık süt ve kibrit kutusu büyüklüğünde beyaz peynir, 1 çay kaşığı tereyağı. İyice yedir. Püre olarak sun

Diğerini internetten buldum. 1 havuç püre haline getirildikten sonra içine birazcık bal ile karıştırılıp sunulacak.

Bahar gelirde hastalanma olmaz mı? Burun akıntısı, hafif ateş... Hoşgeldin bahar...

Not: Burun akıntımız arttı, sol gözümüzde de hafif akıntı var. Peynir ve yoğurdu bile zar zor yedik.2 havucu da istemedik.Peditus şuruba başladık. Yarın havuçlara bir şans daha verelim diyoruz.

10 Nisan 2010 Cumartesi

Birazda benden...

Dün gece uzun zamandır görmediğim bir çocukluk arkadaşımla karşılaştım. Annemin kuzen kızının kına gecesinde.Nil babasıyla evde. 96 yazı rüya gibiydi. 14 yıl öncesine döndük birden. Geçirdiğimiz o harika yazı, arkadaşları andık.

Sonra eve geldim.Samanyolunda Zülal. Nasıl uysal, sakin. İmrenmedim desem yalan olur. Bense herşeye itiraz, hep itiraz...

5 Nisan 2010 Pazartesi

iştahsızlık sorunsalı

Bu ay bolca sorumuz vardı. Konuştuk, konuştuk.

Nil'in ayağa kalkmaması bizi düşündürüyordu, bir sorun mu var acaba durumları. Bacaklar sağlam, yürüme egzersizi, oyun gibi.
Anahtar kelime : ZORLAMADAN
Annenin anahtar kelimesi: SABIR

En büyük sorun iştahsızlık. Ağzını açmıyor. Bu konu beni gerçekten üzüyor. Yoğurt, milupa meyve püresi ve peynir dışında yediğimiz şey neredeyse yok.

Anahtar kelime aynı: Zorlamadan
Annenin anahtar kelimesi: SABIR

Meyve püresinin kavanozlarına hazırladıklarımı koyuyorum. Nil ağzını kapatıyor ,diyelim ağzını açtı ya yutuyor ya da çıkartıyor. 2. kaşık mı, hemen elime vuruluyor. Saç baş, üst-baş yemek!

Yemek yesin diye plastik çay takımı aldık, ses çıkartıyor. Bizimki fincanı yere atıyor ve gülüyor.

Hergün yeni birşey deniyorum. Yoğurt çorbasını bir gün yiyoruz, diğer gün Iııhh diyoruz.

Günler böyle geçiyor....

Anneler var mı bebeklerinizin reddetmeden yediği mama tarifleriniz?
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...