8 Aralık 2010 Çarşamba

Mutluluk Projesi


Aralık ayı geldi.. 30 olmama tam 19 gun kaldı! TJ benimle son bir yıldır '30 oldun sen' diye dalga geçiyor ama olsun...

Aralık ayı en sevdiğim aylardan biridir aslında. Tüm özel günler bu aya toplanmış!

15 aralık-kardeşim b-day,hop 12 gün sonra benim doğum günüm. Sonrasında yeni yıl, 16 gün sonra Miniğimin doğum günü...

***

Geçenlerde nefis bir kitap aldım. Adı 'Mutluluk Projesi'. Her ay farklı bir tema. Ve ben bundan sonra her ay kendim için yaptıklarımı ve yapacaklarımı yazacağım blogumda. Şu anda heyecanla inceleme, altını çizme, hazırlık aşaması....

Kitabı ilk aldığımda annem 'Kasımda başlasan ne olur' demişti. 'Olmazzz' demiştim. Yeni yıl, yeni kararlar, yeni umutlar, yeni listeler.

Benim için aralık hazırlık ayı. Ocak ise harekete geçme ayı:)

Bu fotoyu google da buldum. Ve bayıldım. Mutluluk gerçekten de ellerimizin arasında.

Bakalım üşenmezsem bende yarın made of Özlem mutluluk fotoğrafımı koyarım:)

Mutluluk Projesi Başlasın!

3 Aralık 2010 Cuma

Yemek yemeyen bir bebek ve anne...


Son aylarda beni en çok üzen şey Nil'in yemek yememesiydi. Bu konudaki sorunu az çok herkes biliyor. Beni en çok kızdıran şey ise, başka annelerin, hatta ve hatta büyüklerin ahkam keserek 'şunu denedin mi,yemesi lazım, sebze ver, aaa ben yedirirdim...' tarzındaki konuşmalarıydı.

İtiraf ediyorum, blog yazmak bile zor gelmeye başlamıştı. Hep olumsuzluklar, hep olumsuzluklar...

İşte yaşanan olaylar ve şu anki durumumuz...

17 Ocak 2010 - Nil'in doğum gününü Mesa acilde geçirdik. Sebep: Kusma ve ishal.
İdrar tesi ve bir takım diğer testler yapıldı ama sonuç alınamadı. Bu durum yaklaşık 2 hafta devam etti. Eskiden herşeyi azar azar yiyen bebeğim hiç birşey yememeye başladı.

Haziran 2010- Bu süre içerisinde yeniden başladık herşeye. Yeniden meyve püresi yemeye, neyse ki yediği tek şey yoğurt. Kilomuz felaket. Kafayı yemek üzereyim...

Bu durum eylül ayına kadar devam etti. Eylül ayında yeniden doğduk adeta. Kaşıkla yemek istedik önce. Pilav, makarna, gözleme, bilumum hamur işi...

Son durum: Şu anda sevdiğimiz şeyleri en azından yiyoruz. Bir ara biskuvi-koliktik ki ben bisküviyi Nil'e çok geç verdim. 16 aylık falandı ilk yediğinde. Sonradan o da geçti...

Şimdi Petit Danino,ekmek, cornflakes-süt,makarna,gözleme gibi sayısı az ama sevdiğimiz yiyecekler var. Artık Babymix çılgınlığımız ne yazık ki kalmadı:(. Canımız isterse ve karnımız aç ise yiyoruz.

Geçenlerde Milupadan nefis çorbalar geldi evimize. Nil bir kaç kaşık ile başladı. Ona bile şükrettik. Şimdi evde 'acil durum paketi' kıvamında duruyor. O yiyince o mutlu, biz mutlu...

Son söz: Yemek olayı gerçekten anne-babaları üzen bir durum. Yemeyen çocuk çok yıpratıcı...Dışarıdan insanların söylemleri de bu durumu daha da zorlaştırıyor, çünkü 'anne' elinden geleni yapıyor. Neler yapmadım ki, yazsam, anlatsam.. Ama olmuyor, yemeyen çocuk, istemeyen çocuk yemiyor..

Şimdi azda olsa normale döndük ama belli olmuyor, bazen 2 gün yine aç geziyoruz. Dönem dönem çok sevdiği şeyler oluyor, mesela bir dönem bisküvi ama şimdi o kadar sevmiyor. Çok kafaya takmamak lazım sanırım, söylemesi zor ama öyle...

Yemeyen çocuk zor. Yıpratıcı, denemek, motivasyon ve en önemlisi 'terrible 2' zamanı bebeklere yemek yedirmek. Nil petite daninoları alıyor, kendi kendime yiyeceğim diyor ve bir bakıyorum yer- tavan-duvar,üst-baş-saç yoğurt... Ya da pilavı alıyor, kafasından aşağı döküyor, oyun oynuyor...

Ertesi gün sabah, eline gözleme veriyorum güzel güzel yiyor ama bir sonraki sabah yer mi yemez mi, oyun mu oynar, bilmek zor... Bir gün yediği bir şeyi, ertesi gün ya da ertesi hafta yemeyebiliyor...

Ama denemeye devam..

Annelik sabır işi...

Ve Nil,
benim gibi dünyanın en sabırsız bir insanına bile 'sabırlı olmayı' öğretiyor...

26 Kasım 2010 Cuma

Karmakarışık...

Bu aralar hayatım karmakarışık...


Nasıl anlatsam, ne yazsam? Karman çorman hayatım...


Beni mutlu eden şeylerde var hayatta elbette...

Mesela diet kola,
tamam zararlı ama iyi geliyor bana!



İlk kez denediğim ayva tatlısının süper olması ve fazla seçici bıdık Nil'in ve tatlı sevmeyen TJ'in yaptığım ayva tatlısını sevmeleri...




Ama beni en çok mutlu eden, resimdeki yaramaz güzel...


İşte mutluluğun resmi bu...



Renkli hafta sonları Dostlar!

20 Kasım 2010 Cumartesi

22 Ay, 3 gün oldu sen doğalı...


Bu bayram Ankaradaydık. Sakin geçti bayramımız. Nil babasına doydu, babası Nil'e...

Büyükanneler ve büyükbabalarla keyifler yapıldı...

Bolca park seansı da oldu,
arkadaşların çocukları ile oyuncak kavgası da...

Bir bayram da böyle geçti...

***
Nil bu aralar bizi bir yere oturtmuyor, sürekli ayakta sürekli
peşindeyiz. Ev onun kontrolünde, otur diyince oturuyoruz, kalk diyince kalkıyoruz!
Bakalım bu durum ne zaman bitecek, merakla bekliyoruz:)

Mutfakta mutfak ıvır zıvırlarının olduğu çekmece 'O'nun'. Minicik kaşıkları alıyor-uz, yalıyor , kaşla göz arasında yerine koyuyor.

'Nil yapma' diyince tıslıyor. Kendi kendine birşeyler mırıldanıyor.

Bazen beni- bizi korkutuyor:)

Herşeyi anlıyoruz, kuşlara bayılıyoruz.

Yıkanmayı hala hiç sevmiyoruz ama diş fırçalamayı seviyoruz.

Sabah, öğle, ikindi, akşam, günde 7 kez ailecek diş fırçalıyoruz...

Büyüyoruz...

12 Kasım 2010 Cuma

Okuyorum!



Tim Seldin, Harika çocuk nasıl yetiştirilir?

11 Kasım 2010 Perşembe

Bugün parkta...



Bugün akşam üzeri parkta Nil koşuşturuyor. Ben de sallanıyorum.
4-5 yaşlarındaki tatlı bir kız çocuğu karşıma geçti ve dedi ki babasına:

-Anneler sallanmazzz!!!!

:)

17 Ekim 2010 Pazar

21.ay

Miniğim, tatlım, canım,

Bu ay hem sen hem de ben değiştim canım. Anne kelimesinin sabırla eş anlamlı olduğunu zaten bilirdim ama kendimde o gücü nedense göremezdim. Tezcanlı Özlem oldu, sabır küpü Özlem. Bazen kendime ben bile şaşırıyorum.

Bu ay iyice baba kızı oldun Nil. Babaya evde rahat yok. TJ nereye, Nil oraya. Sadece beni değil, onu da değiştirdin ya, benim yapamadığımı tatlı kızım yaptı. Bizi dürterek kaldırıyorsun, hadi bakalım ailecek saklambaç oynama vakti ya da kovalamaç ya da benim uydurduğum senin çok eğlendiğin oyunlar.

Annelik bir de yaratıcılık demekmiş. Abuk sabuk eskiden saçma gelecek durumlarda komik çözümlerle krizleri aşmayı öğreniyorum. Mesela birkaç gün önce yine sen bir 'terible two' krizi yaşamak üzere iken tam kendini yere atmıştın ki, ben düşüverdim ve düştüm Nill diye bağırdım. O kadar hoşuna gitti ki gülme krizine girdin. Şimdi düştümm diye kendimi yere atıyorum, sen de hop benim üzerime:)

Artık herşeyi anlıyorsun! Ah bir de derdini anlatabilsen. Birşeyler mırıldanıyorsun.Genelde anlasam da arada nedemek istediğini çözemiyorum. Hemen Nil, bu mu şu mu diye sorsam da bazen geç kalıyorum. Sen yaygarayı basıyorsun, bağırdıkça bağırasın geliyor. Minik bir sorun büyüyür, büyüyor. Sabırsız Minik diyorum sana. Sonra aniden geliyorsun yanıma, sarılıyorsun, öpüveriyorsun. Ah Nil diyorum sanki 10 dakika önce bir kriz yaşanmamış gibi hayat devam ediyor....
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...