28 Ekim 2011 Cuma

Cumhuriyet

Bazı değerler uzakta olunca daha iyi anlaşılıyor,
istiyorum ki NiL de öğrensin, unutmasın...
Biz bugünden başladık, Cumhuriyet Bayramını kutluyoruz.
NE MUTLU
TÜRKÜM
DİYENE....

26 Ekim 2011 Çarşamba

Kanada'da İLK sonbahar...

Bu aralar iç dünyam da dışarısı gibi gri...

Kanada da ilk sonbaharımız. Dışarıda kırmızı yapraklara bürünmüş ağaçlar ve yeşil yapraklılar o kadar nefis bir uyum içinde ki. Bakmaya doyamıyorum....
Rüzgar, yağmur bizi kışa soğuklara hazırlıyor adeta...

Onun dışında dün gece Nil çok huzursuzdu. Eller ağızlarda. Üşenmedik, uyumamıştı da, eczaneye koştuk.  Ona diş jeli, bana öksürük aksırığım için ilaç.

Eve geldik, Niloş odaya gidelim dedim bir baktım bizim yatakta.:)

Yemek yapmaya sarmış durumdayım. Bu pazar yapılanlar pişi ve tahinli çörekti.

Hayatımda yaptığım ilk pişi de yaptığım ilk poğaca gibi pek güzel oldu.
Sıcacık pişiyi yerken, Ankarada yaşıyor olsak asla yapmayacağım, denemeyeceğim lezzetleri uzaklarda denemenin
ne kadar komik olduğunu düşündüm.

Neyse ki tatlı sevmeyen TJ hamur işinede aynı şekilde yaklaşmıyor. Hamur yoğurmayı beceremesem de, mayalı hamur kabardıkça ben de mutlu oluyorum.

Evde birşeyler piştikçe o koku neşeme neşe katıyor....

Gri hayat birden renkleniveriyor, sonra tekrar grilerle devam ediyor hayat....


24 Ekim 2011 Pazartesi

Neden?

Neden felaketler hep üst üste geliyor? Daha Şehitlerimize üzülür, dua ederken devamında deprem haberini aldık.

Bazen insan ne dese bilemiyor.

Destekliyorum!

http://yalnizdegilsinvan.wordpress.com/


20 Ekim 2011 Perşembe

sonbahar

Dünden beri içim sızlıyo, kalbim ağrıyo. Şehit haberleri resmen içimi kanattı....

Gel gelelim bizim -EV halimize:  durumumuz  nane-limon.. Nilos salı gününden beri hasta...Niloş dan bana, benden TJ e geçti. Sonbahar hoşgeldin...

Bugün yine yazılı sürücü sınavı aldım ve % 75 ile kaldım. 2 soru daha yapsaydım oluyordu.

Ama moralleri bozmuyoruz. Elimizdekiler için şükrediyoruz.Arayı 1 ay falan da açmıyoruz. Haftaya bugün tekrar deniycem.

Mücadele etmeden, savaşmadan olmuyor. Bir şekilde olacak. Umarım gelecek sefer son olsun...






17 Ekim 2011 Pazartesi

ben-biz- bu hafta sonunda.-Merhaba pazartesi



Cuma günü sırtımdaki ve boynumdaki ağrılar sağ koluma inince TJ yetiş dedim. Kliniğe gittik. Doktor sağlam bir ilaç yazdı, bir de masaj yaptır dedi. İlaçlar sayesinde kendime geldim. Hala ağrım var ama geçen haftaki ağrıyla kıyaslanamaz bile. Çok daha iyiyim.

Bu haftasonunda...
Hayatımda ilk kez poğaça yaptım. Kendime şaşırdım, üşenmedim. Olmazsa olmaz napalım dedim veeeee  Liva nın poğaçaları Kanada ya geldi. Acemi şansı mı bilemem, uzun zamandır yemediğimiz için bize güzel mi geldi bilemem ama çok sevdik, keyifle yedik...

Haftasonu evimize ilk resmi misafirler geldi. menüde menemen, pogaca, sucuk,yumurtalı-peynirli ekmek,  yogurtlu irmik tatlısı ve tahin-pekmez vardı.

niloşa uzunn zaman önce almamız gereken bisikleti aldık. Babasıyla beraber montajını yaptılar.

Geldim geleli likorlu cikolata bakıyordum. En sonunda buldum. Ünlü bir markaymış. Anthon Berg. Cosmopolitanlısı da varmış. ama markette likörlüsü vardı. Bayıldım.
Cok yemezsem iyi olur.

Mor kasımpatları sonbaharın en sevdiğim cicekleridir. Bir saksı mor kasımpatım oldu-kahvaltiya gelen arkadaslardan-. Sonu lavantalarıma benzemesin diye balkona da koymadım. Yaşayacak kasımpatlarım yaşayacak :) Niloşun kırmızı sandalyesinin üzerinde bana gülümsüyor.

Günümü aydınlatıyor.
Bu hafta hayırlı sonuçlar alalım. Güzellik -sevgi- şans -mutluluk ve huzur katsın hayatımıza.

Merhaba pazartesi....

14 Ekim 2011 Cuma

Vancouver resimler 2-ekim 2011

 balık balık-hertaraf balık

 büyüleyici...

 Kuzey Vancouver, muhteşem...
 Lady Luck, Neredeysen , ÇABUK GEL :)
 Niloşun elindeki bebek başıma bela oldu, keşke sling alsaydım, onda taşırdım dedim :)


 arabada kayyu keyfi
 Ala turca Market
THE HAPPY END

Vancouver Ekim 2011 *1.kısım

yolculuk yeni başladı


el çantası benim, benden başkası taşıyamaz diyen sıpa NiL

 manzara enfes...
 cennetten bir kare...
ağaca sarılmak istiyorum ama bir rahat yok ki... yakalanırsam rezil olurum rezil:)

 okyanus havası gibisi yok..
anne -baba balıklara bakkk diyen NiL

 

yakalarım seni NiL...

No comment...

Birazdan totomu kaldırıp resimleri tek tek yüklüycem, resimleri editleyip bloga yüklüycem. Ama ondan önce durum değerlendirmesi yapmak istedim.

Bu blog beni o kadar mutlu ediyor ki. Hiç birzaman çok arkadaşım olsun diyen biri olmadım. Hayat felsefem 'az ama öz olsun' du ki hala da öyle.

Öncelikle teşekkürler Dostlar, kendimi umutsuz, yalnız hissettiğim o anlarda yorumlarınızla yeniden canlanıyorum:)
Buraya gelmeden önce arkadaşsızlığın beni bu kadar etkileyeceğini düşünmemişim. Yakın dostluklar kurmak zaman ister, emek ister, güven ister bilirim...

Zamanla kafama, kişiliğime uygun, bize uygun arkadaşlar çıkacak elbet.
Geçen gün TJ'in annesine dedim ki ' X var ama bekar' eskiden böyle kriterlerim yoktu ama şimdi bekar olan evlinin halinden hele evli ve çocuklunun halinden zor anlar :) TJ'in annesi de dedi ki, 'çocuklu çocuklunun halinden -dilinden anlar'.
İstediğimiz kadar anlayışlı olalım bazı şeyler yaşandıkça anlaşılıyor. Ki ben insanları kategorilere koymam ama fena mı olur kocası olsa TJ e arkadaş olsa-beraber takılsak-, kızı-oğlu olsa Niloşla oynasa di mi:)
Halimizden dilimizden anlarız:)

neyse
ben 5 gündür diet kola içmiyorum:) benim için büyük başarı. Öte yandan boyun-sırt tutulması hala beni kasmaya devam ediyor. Bugün ilk kez kendimi normale yakın hissediyorum en azından kafamı biraz dik tutabiliyorum.

spor, tatlı yememe, hala başlayamadım. Gece gece TJ'in tatlılarına sarıyorum, yakında evde tatlı ne var ne yoksa ofise taşıyacak:)-Kocim tatlı sevmez bu arada:)-

neyse Özlemcim,
şimdi kaldır şu totoyu da fotoğrafları düzenle bakalım!

13 Ekim 2011 Perşembe

Vancouver 2 .ve 3. gün

Pazar sabah saat 8 i biraz geçe kahvaltımızı yapıp kendimizi sokaklara atmıştık bile. Kaldığımız otel yatak ve kahvaltı olan cinsten. Zaten öğle- akşam yemeği dahil oteller pek bize hitap etmiyor. Özellikle de gezecek görecek yer varsa.

Otel de kahvaltıda Tim Hortons bagel, donutların olması sabah mutluluğuma mutluluk kattı. Yanında da siyah filitre kahve.

Neyseki Kanadalılar erken yatıp erken kalkanlardan. Hele meyve sebze pazarı falan varsa, herkes pazarın açılış saatinde gidiyo. Sabahları heryer kalabalık burada.

İlk gideceğimiz yer Stanley Park. Önce parkın içinde biraz geziniyoruz. Ağaçlar o kadar muhteşem ki, hemen birine sarılmak istiyorum. O pozitif enerji bana da geçsin. Tam gönlüme göre bir ağaç bulmuşken TJ, elinde fotoğraf makinası ile Niloşu kameraya alıyor. Siz gidin desem de Nil gitmiyor, sarılmak istediğim ağacın arkasından bakakalıyorum.

TJ e anlatıyorum. Adam napsın. Yolda seç bir agaç sarıl diyor :) neyse kocaman bir ağaca sarılıp yolumuza devam ediyoruz.

Stanley Park Vancouver da şehrin göbeğinde bir park ve kocaman. Yapabilecek bir sürü şey var.
Biz Akvaryuma götürmeye karar verdik Nil'i.

Binbir çeşit balık, papağanlar ile Nil de biz de büyülendik. Gezdik, gezdik.balina, yunusları da gördükten sonra en sonunda iki su samuruna vuruldum. Kalbim resmen orada kaldı...

E karnımız acıktı. Akvaryumda birşeyler atıştırdıktan sonra alışveriş zamanı dedik. downtown da
H M i gps e yazdım ama downtownda park etmek ayrı bir dert, bulamadık o da ayrı...

Vancouver ın en büyük AVM sine doğru yolaldık. Bu kadar mı kalabalık olur. Zaten zor eşya alırım, hiçbirşey alamadan çıktık. Koca alışveriş merkezinde çocuklar için 3 magaza vardı.

Oradan Chinatown a gidelim dedik. Çinçayı yapan bir kafede oturup çay içicem. ama chinatown bence Vancouver ın en kötü bölgesi. Yok sevemedik, 1 saat oyalandık. 2 paket çay aldım, biri rahatlatıcı-henüz denemedim-

Benim Vancouver ın köprüsünden geçmem lazım dedim TJ e. Kuzey Vancouver a gittik. Resmen bayıldık. Vancouver da yaşasam yaşamak isteyeceğim bölge. Sakin,huzurlu, güvenli...
Bizim yaşadığımız yer gibi ama en güzel tarafı kalabalığa yakın.

E bu arada karnımız acıktı. Burnaby de otele yakın bir çin lokantasına girdik. Niloş da anne ve babası gibi çin yemeği sever oldu, kendimize benzettik kızı :)

Odaya geldik, Niloş enerji patması yaşadı. TJ yorgunluktan uyuyaldı.
Bir gün de böyle geçti-gitti...

Pazartesi yola çıkma vakti. Sabah Türk Market 10 da açılıyor diye 9 gibi çıktık otelden. Ama Türk marketin açılması 10.30 u buldu. Sucuk, pastırma, mantı, salçalar ile mutluluğuma mutluluk kattım...

Yolda bagel pastırma yedik ve asıl süprizi Nil yaptı. Benim kızım bir pastırmasevermiş de benim haberim yokmuş. Hani yol yakın olsa gidip 1 kilo pastırma alacaktık o derece. Nerden bilelim .

Yol sakin huzurluydu velhasıl kürkçü dükkanına geri döndük işte...

Ben vancouver ı sevdim. Yüksek binalar, kalabalık ile Ankara özlemim arttı. TJ sevdi ama sevmedi, kalabalık ve trafik onu yordu. Alışmışız burada sakin yaşamaya...

Ben birşey alamasam da seçme özgürlüğüne, bir şehrin bu kadar yeşil ve kozmopolit olmasına hayran kaldım. Okyanus beni benden aldı. Hele Kuzey vancouver, muhteşem ötesiydi....

Biraz daha yakın yaşasaydık, 5 saat yol çok uzak. Hani 2 saat olsa arada kaçar günübirlik gidergelirdik ama 5 saat. Yok herzaman yapılacak, çekilecek şey değil...

Şimdi sıra geldi fotoları düzenlemeye...

Vancouver, yine gelicez biz... Bir de gecelerini keşfetmek lazım bu şehrin!
hem daha alışveriş de yapamadım!

12 Ekim 2011 Çarşamba

vancouver 1.kısım

Cumartesi sabah 6 da uyandım.
- Bir an önce Vancouver a varmak istiyorum. Yapacak o kadar çok şey var ki!!!

Normalde sabahın köründe uyanan NiL uyuyor, saat 8.15 e kadar bekledim en sonunda dayanamadım ve uyandırdım.

Saat 8.45 : arabaya bindik. Yaşasın!

Yol için TJ'in özenle hazırladığı müzik cdleri çalışmadı. neyse sağlık olsun...

Abbostford da ilk mola,TJ e bagel almak için Tim Hortons a girip çıkmam la karşımda Niloş ve TJi görüyorum. Nil durmamış ağlamış :)

Saat 1.30 gibi evimizin herşeyi İkea... Gir çık en az 2 saat. üstüne bir de kalabalık. Yemek yiyip kalkıcaz ama Niloş tek başıma yollamıyor. TJ istediklerimizi alıp gelecek. O kadar kalabalık ki anlatılmaz...

Saat 4.30, Burnaby de ki Türk marketindeyim ve çok mutluyum. Bakıp çıkıcam, istediğim şeyleri ayırabilirler mi, sorucam,aslında  türk marketine pazartesi uğruycaz ama vatan özlemime iyi gelsin diye bakınayım dedim. Gir-çık 20 dakika.

Tam downdown da gezinsek derken, Niloşun uyuyaldığını farkediyoruz. İstikamet otel..

ilk gün bitti bile...

fotolar yarın :)

ps: inanılmaz sırt ağrısı ile cebelleşiyorum şu anda, Niloş dün gece bizim yatağa sızdı. Tekme mi yedim, naptım bilmiyorum ama dayanılacak -çekilecek ağrı değil...

8 Ekim 2011 Cumartesi

Vancouver, bekle bizi...

.Pazartesi günü Kanadalıların Thankgivingiymiş. Yani pazartesi iş yok. 3 günlük tatil. Biz tabii bunları hep son anda öğrendiğimiz için geçen cumartesi apartopar Vancouver a gitmeye karar verdik.

Uzun zamandır görmek istediğim bir yerdi Vancouver. Sevmemek imkansız-mış- bakalım, görelim...

Neden şimdi gitmeye karar verdik?

Kışın tatil yok-kışın gezmek Niloşla pek keyifli olur mu?
-Sanmıyorum

Geldik geleli buraları gezmekten başka yerlere gidemedik, uçaktan indik hop buraya geldik. Çocukla 4-5 saat araba yolculuğu da zırt pırt  yapılmıyor haliyle.

Vancouver da bahar bir başka güzel diyorlar, yarın hava -herzamanki gibi - yağmurlu.
-Olsun, bayılırım yağmurlu havalarda gezmeye :)

Gitmek istediğim yerler var.
1-Türk market varmış Vancouver da. Valla. Adama facebooktan mesaj bile attım, müsaitseniz size gelip pastırma, sucuk, biber salçası alıcaz diye. Gözümde tütüyor pastırma, sucuklar...

2-İkea, yani Aykeya

3-Benim kışlık paltom yok. evet getiremedim Türkiyeden. Ama bugün Aritzia adında bir markayla tanıştım. Eksi 17 dereceye kadar tutan montlar-paltolar üretiyormuş. Vancouver da da şubesi varmış. Buraya ilk geldiğimiz zamanlarda, TJ'in o zamanki iş arkadaşı dedi ki,
Özlem, yazın burayı herkes sever, kışın da sevmek istiyorsan, Bir en iyi ,seni en sıcak tutacak paltoyu al. İki, seni en sıcak tutacak botları -eldivenleri al,kışın keyfini çıkart.

Eh ben soğuğa bayılmam, soğuğu sevmenin yöntemi de bu sanırsam. Umarım istediğim gibi beni eksili derecelerde sıcak tutacak montu bulurum. Zaten burası asla eksi 17 derece olmuyo ama ben herzaman üşürüm, ha belki de bu paltoyla üşümem :).

Niloşla yapabileceğimiz şeylerin listesini çıkartım.Birazdan geçici bir plan yapıcaz Kocişle.

Sabahtan beri klasik ev işleri. Ah bir de aradığım şeyleri bulabilsem...

Şu anda yorgunluktan bitap düşmüş bir Özlem var.
Dahası daha eşya hazırlama var.

İmdaaaatttttttt........



5 Ekim 2011 Çarşamba

Ekim kararları

Bu aralar saldın yine kendini Özlem, ne güzel anneevinde tatlının t sini bile telaffuz etmiyordun. geldin yeni bir ülkeye, her yeni tadı denemen lazım illa ki... Müthiş ötesi macaronlara da bir dur demek lazım, gece gece yenilen tatlılar, nutellalar da yasak. Ama ne zaman yasak, salı gününden itibaren!

Spor yapıyordun, bıraktın, hem de aşağıda spor salonu var, ödüyorsun ama gitmiyorsun. tamam Niloşla gitmek zor ama birşekilde gidilecek.-salı gününden itibaren-

Diet kola, bence tatlıdan daha önemli, ne güzel içmiyordun, abarttığınında farkındasın. Hadi göster TJ'e içmemeyi başardığını, kendine de göster, bağımlılık hep aynı, içki, sigara, diet kola, fazlası zarar...
Stresle baş etmeyi öğrenmen lazım. Napalım yani bazı şeyler olmuyorsa, illa ki olacak,zaman vermek lazım...

Kafa dengi tek bi Allahın kulu arkadaşım yok, ama o da olacak, zamanla...

Niloşun kakası ne güzel düzene girdi diyordun, bir de post yazacaktın di mi? Al sana post, yine başa döndük demek istemiyorum...

Uyku-rutin, bunlarda hallolur mu acaba ekim ayında?

Hala kışlıkları çıkarmadın ya, pes sana, pes ki ne pes. Çıkar artık kışlıkları, zaten evde hırkayla oturmaya başladın, bir de kuru öksürük-boğaz ağrısı, hoşgeldin kanadalılara sonbahar, Özlem e ise kış!

Cumartesi günü son anda -insallah- bir aksilik çıkmazsa vancouver a gidiyoruz 3 gün. İyi gelecek umuyoruz bize....

Vancouver da çocukla gezilecek yazı dizisi çıka da bilir, çıkmaya da...
Niloşun keyfine bağlı....

Cuma gitmeden  yine yazıcak ben...

3 Ekim 2011 Pazartesi

Haftasonu...

Cuma günü meksika restoranına gidecektik, TJ iş arkadaşlarıyla öğlen açık büfe Çin yapınca dedim ki, yarın gideriz meksika restoranına. iyi ki de öyle demişim, belki de yaza dair güneşli, ılık son gündü.
İtalyan marketten bir kaç çeşit meze ve tiramisu -evet tiramisu, hem de daha önce yediğim tiramisulara hiç mi hiç benzemiyor, nasıl  böyle lezzetli diye sorduğum da tiramisumuz italya'dan geliyor cevabını aldım, evet gerçek italyan tiramisususymuş, anlıyorum ben ya biraz bu işlerden :)-

Parka gittik, mezeleri masaya dizdim, Nil yerken ben mezelerimi ve en son tatlımı yedim.
Nil herzamanki gibi eve gitmek istemedi. Eve geldik uyumadı, sonunda bizi uyuttu...

Cumartesi klasik aile işleri, alışveriş, hava da yağmurlu mu yağmurlu. Ama anlamadığım birşey var, bizim kız üşümüyor, ben en ufak bir rüzgarda bile hırka giyen bir tip ama Niloşum soğuk eşiği düşük, e kışa geldik şurda, ama ısrarla hırka giymiyor, hırka üzerine t-shirt sokaklardayız. napıcaz bilmiyorum...

Öğleden sonra meksika, patlayana kadar yemek. TJ bile aştı kendini, kociş her daim tok olanlardan.

Eve gel, Nil uyumasın, baktık uyumayacak netten Bizim Yenge keyfi. Ben yatağa giderken 'anneeee' diye yanıma gelen ve yatağı paylaşıp gece tekme yiyerek uyandıran tatlı kızım Nil....

Pazar günü mercimekli köfteye harcadık tüm günü resmen.Mercimekli köftede köftelik bulgur olur ama burada köftelik bulgur nerdeeeee, kuskusla kısır denemem pek şahane olunca mercimekli köfte de olur dedik ama olmadı. tat açısından başarılı ama kıvam açısından lapa bir köftemiz oldu.

Niloşun odasındaki oyuncakları toplama ve fazla oyuncakları saklama, dışarıda yürüyüş yapma isteği ama Nil o rüzgarda hırka giymeyince mecburen eve gelme....

Buna rağmen güzel bir haftasonuydu,
her haftasonumuz böyle geçsin! :)
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...