31 Ocak 2011 Pazartesi

Ocak ayı bitmeden...

Bayılırım dekorasyon fikirlerine, itiraf etmeliyim belki de kış çocuğu olduğumdandır bilinmez, kışları bol bol çiçek almayı, evde mum yakmaya bayılırım.
İflah olmaz bir romantiksin diye tasvir etmişti yazar karakteri okuduğum bir kitapta, romantik miyim, değil miyim bilemem ama mum ışığında oturmaya bayılırım. Tea lightsız bir ev düşünemem…
Defneyle yaşamakta ratlamıştım geçenlerde, annesi Tuğba, Defne’nin küçülen çoraplarını kesip kavonozlara giydirmemiş mi.. Bayılmak ne demek, hemen denemek istedim hem de o anda!
Gel gör ki, hemen demekle olmuyor bazı şeyler. Nil Hanım’ın gönlünü de yapmak lazım. Başka bir dilek daha, Bloody Mary! Bayılırım domates suyuna, içkili ya da içkisiz…
Bu akşam plan bu!
Nil izin verirse tabii…

Diye yazmıştım, Nil babasıyla oynarken, dün gece...

Sonra Nil birazcık zorla! uyudu, anne-baba keyif yapmaya hazırlandı. Ben Nil'in mantarlı çorablarını kestim, aldım elime slikon tabancamı,bir de minik mama kavanozlarından, giydiriverdim minik çorapları!Harika oldu, harika...

Birinin içine tarçınlı tealight, diğerine lavantalı...

Sonra az alkollu bloody mary yaptım bir güzel, ruhuma iyi geldi...

ama fotolar istediğim gibi çıkmadı. TJ tam istediğim gibi çekmenin yolunu buldu ki, bu kez de benim bloody mary bitmesin mi...

Aaaaa....

Neyse sağlık olsun,

Bu gece ocak ayının son gününde taze taze fotoları yayınlıycam inşallah!

İyi Haftalar Dostlar!

30 Ocak 2011 Pazar

Ocak ayı mutluluk fotoğrafım...

Bu ay mutluluk fotoğrafı seçmek oldukça zordu...

Kızımın doğum günü, benim anneliği yaşadığım ay Ocak ayı...

Dostlarla buluşma, bol kahkaha, azıcık hüzün...

Bu ay kendimle daha bir barışık olmaya başladığım bir ay oldu. Normalde yeni yıl kararları alınır, ilk ay uygulanır sonra unutulur gider. Öyle olmaması dileğim...



Mutluluk fotoğrafım Enci ile beraber çıktığımız gece çekildi, gerçek gülümseme yüzümdeki, yapmacık değil! Elimde yeni favori içkim Cosmopolitanım, yanımda gerçek bir dostum, kızım babasıyla evde mutlu, huzurlu...

Bugün bir post daha var, yazmayı umduğum. Aslında uzun zamandır aklımda olan.

Nil izin verirse tabii...

29 Ocak 2011 Cumartesi

Eyvah Eyvah...

Uzun zamandır aklımdaydı tek başıma sinemaya gitmek. Sabah TJ'in evde olmasını fırsat bilip çıkmayı umarak uyandım ki... dışarı baktım, hertaraf bembeyaz... İçim neşeyle doldu!

Saat 10.30 gibi evden yürüyerek çıktım. Dışarıda hala kar yağıyor. Ama evden öyle bir çıkışım vardı ki, tam evlere şenlik... Nil TJ ile oynarken, çantamı, paltomu alıp resmen kaçtım! Eldivenlerimi evde unutmuşum, neyse Nil ağlamadı ya...

Yürüdüm azıcık ve sonra sinemada ilk seansa bilet aldım. Benden başka bir çift daha vardı koca salonda.

Pek keyifle, gülerek izledim. En son ne zaman tek başıma sinemaya gittiğimi düşünerek, hafta sonları kendime böyle kaçamaklar yaratmayı umarak...

Sonra eve geldim. Nil uyumamış. Sonra tüm gün bağırış ve huysuzluk...

Minik cadı şu anda uyuyor. Ev sessiz...

Sessizlik şu anda TJ ve benim için paha biçilemez...

28 Ocak 2011 Cuma

Mutluluk Projesi Notları

Bu postu pazartesi yazmıştım ama can sıkıntısı...

Bir bakalım aldığım notlara, Ocak ayının bitmesine 4 gün var...

***

Yatak odasını biraz serin tut
'Ailesel tatmin için verilen paradan daha iyi yere harcanmış para yoktur' Samuel Johnson
Evde bir rafı tamamen boş bırak. Diğer rafı tepeleme doldurabilirsin ama biri HERZAMAN boş dursun...
Yatmadan önce 10 dakikanı basit toparlanma işlerine ayır, böylece sabah daha SAKİN uyanırsın.
Hissetmek istediğin şekilde davran
Enerjik davranarak enerjini arttır

***

Annenin Notu: Tuğba Ünsal'ın bebeği ile çekilmiş fotoğrafı ne kadar doğal ama ben kolyeye takıldım:) Basit ama zevkli bir kolye!

İyi hafta sonları Dostlar!

24 Ocak 2011 Pazartesi

Kaplan Annenin Savaş Marşı

TJ dün okumuş, bana gösterdi.
Fikirlerinizi merak ettim...

Çinli Anne Tolga Tanış'ın dediği gibi bizim eski anneler, Amerikalı ise, yeni dönem anneler, biraz ben, biraz siz...

Ne dersiniz?
***
http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/16829366_p.asp
Yazarlar
Tolga TANIŞ
Çinli anne Amerikan annesini döver mi


Beyaz Saray’ın önünden Kongre binasına kadar, Pensilvanya Caddesi Amerikan ve Çin bayraklarıyla dolu Washington’da. Çinli başkan Hu Jintao için.

İki kutuplu yeni dünya... Süper gücün tescili... Gazeteleri okuyun, Hu’nun ziyareti yüzünden her yerde Amerika-Çin karşılaştırması yapılıyor. Bu hafta ben de bir Çin-Amerika karşılaştırması yapacağım ama başka türlü. Benimki bir kitap üzerinden, Çinli anneyle Amerikalı anneyi konu alacak. Kitabın adı, ‘Kaplan Annenin Savaş Marşı’. Özeti, Çinli annenin neden çocuk yetiştirmede Batılı bir anneye göre üstün olduğu... İki haftadır kıyamet kopuyor. O kadar sinirlendiler ki, Çin’in sivil iktidardan bağımsızlaşan ordusu kadar, bu ‘Çinli anne’ tezine kızıyorlar. Walmart’ı kapatan Çin’in ucuz penyeleri kadar... Çinli annenin Disney annesini alt ettiği iddiasına öfkeleniyorlar. Kitabı anlatacağım. Tartışmasına değineceğim. Bir yandan da, yine başka bir Asyalı hırslı kadın portresi yazmış olacağım...

Adı, Amy Chua. 48 yaşında, Harvard’da okumuş, şimdi Yale’de ders veren bir hukuk profesörü.
İki kızı var. Sophia (18) ve Louisa (14). Kitapta da bu iki kızı nasıl mükemmel yetiştirdiğini, yöntemlerinin nasıl zekice olduğunu anlatıyor.
İlk tartışma, Chua’nın Wall Street Journal’a üç hafta önce yolladığı bir makaleyle başladı. ‘Çinli anneler neden üstündür’ başlığından.
Yazıda bir liste verdi. Ve “Kızlarımın bunları yapmasına izin vermedim” dedi. Şimdi nefesinizi tutun. Bir çırpıda bitsin!..
- Arkadaşların evinde gece kalışları yok.
- Oyun grubu yok.
- Okulda oyuna katılmak yok.
- Okulda oyuna katılmamaktan şikâyet etmek yok.
- Televizyon izlemek, bilgisayar oyunu oynamak yok.
- Kendi hobisini seçmesine izin yok.
- A’dan daha düşük bir not almak yok.
- Spor ve tiyatro dersleri dışında sınıfta en başarılı öğrenci olmamak yok.
- Piyano ve keman dışında bir enstrüman çalmak yok.
- Piyano ve keman çalmamak yok.
Kitabın ismindeki ‘Kaplan Anne’, ‘Anadolu Kaplanı’ gibi bir şey. Agresif, hırslı ve Batılı değil Doğulu. Ancak Chua’nın üstün anneyi tarif etmek için kullandığı asıl terim ‘Çinli anne’.
‘Çinli anne’ bir metafor. Çinli olup Çinli anne olamayabilirsiniz. Ya da Türk olup Çinli anne olabilirsiniz. Çünkü işin püf noktası, ne kadar sıkı, disiplinli bir annelik yaptığınız.
Kitap çocuk yetiştirme üzerine. Ancak Chua, aslında çocuk üzerinden bir yandan da kendiyle ilgili çözümlemeler yapıyor. “Ben” diyor, “bir Çinli anneyim ve çocuğum bir derste başarısız olduğunda, ona ‘Arkadaşların seni geçti’ diyebilirim”. “Ama” diyor Chua, “bir Batılı anne bunu diyemez. Onun yerine kendini çocuğunun başarısızlıklarıyla yaşamaya alıştırır.”
Chua’ya göre temel fark şurada: Batılı anne çocuğunun ruh haline haddinden fazla önem verir. Şunu dersem ne düşünür, bunu dersem ne yapar... Ama Çinli anne bunu takmaz. Ona göre öncelik, daha ufakken çocuğa şekil vermektir.
Gazeteler konuyu ele aldıktan sonra kan gövdeyi götürdü tabii. İkiye bölünmüş durumdalar. Bir kesim, ‘robot çocuk yöntemi’ deyip Chua’ya saldırıyor. Bir grup, “Çin bizi bu yüzden geçecek” deyip yöntemleri savunuyor.
Listeyi okurken gözünüzde tam canlanmamış olabilir. Bir keresinde Koreli bir çocuk, kızlardan birini matematikte geçiyor. Chua da kıza bir gecede 2 bin matematik sorusu çözdürüyor. Başka bir olayda kızlar anneleri için bir doğum günü kartı hazırlıyorlar. Fakat Chua karta bakıp beğenmiyor. Ve hediyeyi reddediyor.
Kitap baştan aşağı bu tür örneklerle dolu. Ama sakın, bunları alt alta dizdiğinizde ortaya bir ‘psikopat anne’ figürü çıkacağını Chu’nun önceden tahmin edemeyeceğini düşünmeyin. Yaptığı, aslında insanları provoke etmek. Biraz kendiyle dalga geçmek. Biraz da artık ölçüsü tamamen kaçmış, çocuğa iyice yetişkin muamelesi yapan Batılı çocuk yetiştirme yöntemini eleştirmek.
Sadece somut olaylar değil. Çocuk-anne ilişkisini bir yandan varoluşçu felsefeyle ele alıyor Chua. “Çin’de çocuklar her şeyi ailelerine borçludur” diyor. “Ama Batı’da çocuklar doğmayı kendileri seçmez. O yüzden de ailelerine hiçbir şey borçlu değildir.”
Geçen hafta okudum. Santa Monica’da kusursuz bir öğrenci... Örnek sporcu... Arkadaşlarıyla beyzbol antrenmanına çıkıyor. Ve koşu sırasında birden gruptan ayrılıp yakındaki bir otelin 10. katına tırmanıyor. Sonra da kendini aşağı bırakıyor. Kasvetli bir İskandinav kenti de değil. Kaliforniya... Kitaba yönelik en büyük eleştirilerden biri... “Yaratıcılığı yok ediyorsun. Piyanoya zorlayarak çocuğun piyanodan zevk almasını engelliyorsun” diyorlar. Ve bir de dipnot ekliyorlar. Ülkedeki en yüksek intihar oranlarından biri, 15-24 yaş arası Asya kökenli kadınlar arasında.
Son olarak çocuklar ne durumda diyorsanız... Yani Chua’nın o tartışılan yöntemlerine maruz kalmış kızları... Büyük olan annesinin bu kadar eleştirilmesine kızıp sonunda New York Post’a bir yazı yollamış. Ve uzun uzun yaşadıkları olaylardan örnekler verip annesini savunmuş. Yazının en sonunda ise... Daha 18 yaşında aynen şöyle bir laf etmiş: “Yarın ölseydim, ölürken hayatımı yüzde 110 yaşamış gibi hissederdim. Teşekkürler Anne.” Nasıl?..

İmdaaatttt...

Herşey geçen çarşamba Nil'in oyuncaklarını düzenlemem ile başladı.Nil'in odasındaki rafların en tepesine oyuncakları yerleştirdiğimde nerden bilirdim olayların bu noktaya geleceğini....

Nil'in o gün poposu kıpkırmızı olunca herzamanki gibi Sudo krem imdadımıza yetişti. Ertesi sabah 5 gibi uyandı. TJ aldı. Beni istedi ve uyumadı. Perşembe sabahtan beri bu tempodayız...

Ya oyuncaklardan korktu, ya da poposu çok acıdı. Gerçi ertesi gün kırmızılık bile yoktu.

Normalde uyku saatimiz 8, geçenlerde 8.30-9 gibi yattı ve yine aynı saatte kalktı.
Eskiden sabahları kendi kendine oynardı saat 7.30 a kadar. Ama şimdi beni salona sürüklüyor. Yanına tek kişilik yatak koydum, sabahın köründe gel beraber uyuyalım, hayır salon. Salonda uzanmak yasak, oturacağız beraber...

Son nokta dün yaşandı. Dün kendini park yataktan aşağı attı. TJ ile park yatağın filesinin bir kısmını kestik ki, kendini atmasın, canı isteyince insin..

Bu kezde gece uyutmak dert...

Kapıyı da kapatamıyorum. Hayatımız 'biraz' karışık, bu yatak ile en fazla 2-3 ay daha idare edecek...

İmdatttt!!!!

22 Ocak 2011 Cumartesi

Mutluluk...


Bu aralar ufak tefek şeylerle mutlu oluyorum,
mesela nette bir resim görüyorum, içim aydınlanıyor aniden.
Paylaşmak istiyorum,
istiyorum ki başka dostlarında içi aydınlansın...

Yarın ki planım, mutluluk projem ile ilgili gelişmeleri yazmak...

Harika pazarlar dostlar!

Not: Foto buradan..
http://www.flickr.com/photos/astridphotography/

15 gün vaiosuz kalmak...

Geçenlerde yazmıştım, sonra da silmiştim. Nil ile beraber oturmuş, kucakta laptop babamla skype dan konuşurken Nil'in tekme atması sonucu bilgisayar yere düştü, adaptör girişi kırılmış, ve 'Hayat, beni neden yoruyorsunnn?' demiştim...

15 gün caaanım laptop yok, kaldık mı tek laptopla...

Neyse...

Dün gece Enci bizde kaldı, akşam Meksika restoranında lezzet şöleni yaşadık. 2 cosmopolitan, ve bir sürü ıvır zıvırla damağım şenlendi, ruhuma bu kaçamak iyi geldi....

Aslında niyetim Nil uyuduktan sonra çıkmaktı, aniden 6 gibi çıkmaya karar verdik. 10 dakika içinde hazırlanıp, Nil'i TJ e teslim edip kendimizi kıkırdayarak sokağa attık. Neyse baba-kız başbaşa süpperrr vakit geçirmişler...

Yazmaya
ve
Paylaşmaya
Devam....

20 Ocak 2011 Perşembe

:)

"I believe in pink. I believe that laughing is the best calorie burner. I believe in kissing, kissing a lot. I believe in being strong when everything seems to be going wrong. I believe that happy girls are the prettiest girls. I believe that tomorrow is another day and I believe in miracles."
***Audrey Hepburn

Mutluluk Projesi Notları 2

Evettt, dün Nil'in oyuncaklarının bir kısmını kaldırdım. Toplandı, ayıklandı. Odasındaki rafların en yukarısında bir kutunun içine özenle koyuldu.

Şimdi tahta puzzle, balık ve Nil in çok sevdiği market arabamız var. Aktivite masamız ve top, balonlarımız zaten olmazsa olmazlar. Ohh şimdi derli toplu gözüken bir salonumuz var.

Sırada Nil'in eşyalarıyla dolu olan, elime geçeni attığım 2 çantayı düzenlemek. Nil hanımın dolabına bir el atmak.

Bugün çoook işim var çoook...

Sabah Nil 6.30 gibi uyandı, inatla beni istedi. Babaya gitt dedi, Özlem ve Nil sabah 6.30 da Dora izledi.

Ankara bugün gri be blog, dışarısı sevimsiz ve soğuk. Birkaç saat sonra Nil ile dışarıda ufak bir yürüyüş, sonra Nil yatağa , anne düzenleme, toplama çalışmalarına....

Not: Toplamak gerçekten insanı MUTLU hissettiriyormuş:)

19 Ocak 2011 Çarşamba

Lohusalık üzerine mim

Arcacımın annesi Yeliz’im Mimlemiş. Taze taze yazalım…

1- Lohusalık denen hadise sizce tam olarak nedir?
Bence lohusalık doğumdan sonra ki süreç. Kendi adıma , bebeğe alışma dönemi, sadece Nil i , TJ’i ve annemi istediğim dönem.(O dönem yazdıklarımı okudum da hep bunu yazmışım)
Kafa karışıklığı, okumakla olmaz, yaşanır sadece…


2- Lohusalık içinde hormon dengesizliğini de barındıran bir şeyse neden 40 gün sürer gibi bir algı var toplumda sizce?
Bazılarının kırkı 10 günde çıkar, bazılarının 6 ayda. Ben o dönem Nil’e süt veremedim vs. Çok zor bir dönemdi kendi adıma.


3- Sizin lohusalığınız (Hormonal dengesizlikler ve depresif olma halini kastediyorum hep lohusa derken) ne kadar sürdü? 6 ay desem çok mu uzun olur diycem ama söyle anlatayım : Ne zaman anne evinden kendi evimize geldik, kendim bakmaya, rutin oturmaya başladım,iyi baktığımdan emin oldum, o zaman normalleştim.

4- Nasıl geçti, hep aynı şiddette miydi? Normale yavaş yavaş mı, birden mi döndünüz? Hep depresif, sinirli olacak şekilde mi etkiledi sizi, manik, aşırı enerjik anlarınız da oldu mu? Nil gazlı, kusan bir bebekti. Gazımız ancak 9.ayda geçti. O dönem çok yıprandım, biraz da tecrübesizlik vs. Ama bir gün uyandım ve o gün, günüm aydınlandı

5- O dönem yanınızda, sizi gerçekten anlayan, destek olan eş, dost, arkadaşınız var mıydı? Yalnız mı geçirdiniz?Anneme yapıştım. Sonra annevine gittik ama aslında ben yalnız daha huzurluydum ilk acemilik dönemini atlattıktan sonra. En büyük destek ise o dönem okuyan, okuduğum BLOG DOSTLARIMDAN geldi. Ayrıca teşekkürler…

6- Eşinizle nasıl geçirdiniz bu süreci?Ara ara ağlayıp TJ’i korkuttuğum oldu. O da çook destekti. Gece mama verdi, gaz çıkardı, altını değiştirdi . Yükümü hafifletti. O olmasa o dönem daha da zorlaşırdı…

Ben de blogunu çok sevdiğim, kendime yakın buldugum Deli Anneyi sobeliyorum. İsterse tabii...

Next post: Ocak ayı mutluluk fotoğrafı...:)

18 Ocak 2011 Salı

Nil'in arkadaşı Alya, Benim dostum Ebru :)



Kolay bir insan olduğumu söyleyemem.. Zorumdur biraz, gel-gitlerim olur, güvenemem.
Ama güvenir,inanırsam da benden anlayışlısı yoktur.

Ebru ile de öyle oldu, 2009 mart-nisan gibiydi, blog sayesinde tanıştık. Kızlar aynı gün,
aynı hastanede doğmuşlar. Aynı gün 3 kişi doğum yapmıştık, 2si kız. Karşı koridordaki pembe oda onun odasıymış.
Kader,bir çok ortak noktamız çıktı ama zaman gerekti bu dostluğa..
İnanmak istedim, güvenmek, üzülmemek.. Zaman geçti, bağlar kopmadı...

Daha iyi tanıdık birbirimizi, destek olduk, en yakınlarımdan biri oldu.
Şimdi o gerçek 'Özlem'i tanıyor.

Kızlar için anlamlı birşey yapalım dedik dün, ikinci doğum günlerinde beraber olsunlar.
Alya Nil'in en iyi arkadaşı:) Geçenlerde bir kadın Alyaya 'napıyorsun sen?' dedi, Nil hemen
hııııı yaptı, koruma içgüdüsü, kollama dürtüsü. Tatlı kadın, kardeş mi bunlar diye sordu:)
Gülümsedik, kardeş gibiler...

Velhasıl, önce Beysukentte bir pastane, kızlara minik çilekli tart ve üzerine 2 mum:)

Pastanenin üst katında bizden başka kimse yok, koşuşturup durdular,haftanın bir günü
beraberiz ama özlemişlerde birbirlerini,
sonra hemen yandaki Mini town. Pazartesi saat 3.30 da açılırmış, bilmiyordum öğrendim. Deneme
dersi dedim, mırın kırın, ama zaten 3 saat kalamayız diyince tamam dediler. Zaten cumartesi-pazar yoğunluktan pazartesi temizlik günüymüş,genel olarak
bakım oluyormuş. Pazartesileri gitmemek lazım, bu da kendime not. Genel olarak
hayalkırıklığı yaşadığımı itiraf etmem lazım, belki de yanlış günde gittik vs diye ama yinede
5 girişlik kart aldık, 100 lira ödedik. Normalde her giriş 30 liraymış. Orada bir abla bulduk,
o hem bilgilendirdi, hem de kızlarla ilgilendi, Nil ile düzene oturtup haftada 1 belki 2
gitmeyi planlıyoruz.


Sonra Gordion Sushi-co da en acelesinden bir yemek...

Dün böyle bir gündü,
Nil'imin doğum günü,
Alya'nın doğum günü,
benim- bizim anne olmamın (mızın) 2.yılıydı...
Eh hep onlar mı mum üfleyecek, Ebru ile ben de mum üfledik :) 2 yıldır neler neler yaşıyoruz:)
Bizim de doğum günümüz sayılır :)


Nice mutlu Yıllara!
Hep birlikte...

İyi ki doğdunuz kızlar!

Bağlarınız hiç kopmasın,

sevin birbirinizi, incitmeyin,

mutluluğunuzu da paylaşın üzüntünüzü de,

sizin büyüdüğünüzü görmek en büyük MUTLULUK...

ve Ebru,

teşekkür ederim,
dostluğun, anlayışın, sabrın için..

İyi ki varsınız, sen de Alya da:)

17 Ocak 2011 Pazartesi

Nil 2 yaşında...


İna-na-mıyorum, haftanın bir günü gelen yardımcımızın seslenişi ile Pamığım (pamuk), anneannesine göre ile Meleğim, babaannesine göre Kuşum , annesinin sevişi ile Sarı papatyam NİL’im bugün 2 yaşında!

Bu 1 yaşına zor girdik, mücadele etmekle geçti 2010 yılımız. Hayat bize ‘sabretmeyi’ öğretti…

Neyse çaresiz dertler olmasın diyelim…

Dün sabah –malum Pazar- babaanne-dede geldi evimize, kahvaltı sonra pasta kesilirken internette anneanne-dede, taa Hamburglarda skype da dayı, İzmir'den amca,yenge, Asya abla hepsi katıldı aramıza.

Ne kadar şanslıyız biz, eskiden mesafeler uzaklık zordu. Şimdi mesafeler yakınlaştı.

Her şey kolaylaştı…


Dün Nehir ile oynamaya gittik. Nil ve Nehir çekişe itişe, gülüşe koklaşa oynadı da oynadı. Bizim Sarı Papatya gitmek istemedi Pi Pointlerden. Aşağı indik, gözyaşları geçti :) gülümsemeye başladı…

Bu son 1 yılda ben de büyüdüm Sarı Papatyam,

Dünyaya emekleyerek bakmayı öğrendim önce, sonra senin boyundan bakmaya başladım dünyaya,

Evimizin düzeni değişti, her şey sana göre düzenlendi…

Sabırlı olmayı, yeniliklere açık olmayı, absürt durumlarda gülmeyi öğrendim…

Bazen hayatın bir oyundan ibaret olduğunu düşünmeye başladım. Evde oyun oynadığımız sürece hayat durdu sanki…

Huzur ve mutluluğun kendi ailemde saklı olduğunu, en huzurlu yerin kendi evim olduğunu öğrendim

Minik bir kalbin dünyasından bakmayı, heyecanlandığı, yeni keşfetmeye başladığı olaylara onunla şahit olmanın en büyük ŞANS olduğunu öğrendim…

Baban da ben de seni çok ama çok seviyoruz...

İyi ki doğdun BEBEĞİM…

Nice mutlu yaşlara…

Annen…

9 Ocak 2011 Pazar

Devam...

No matter

No matter what my age,
No matter how many false starts I have made,
No matter how many opportunities I have missed,
No matter how many times I have failed,

I CAN STILL MAKE MY DREAMS COME TRUE

Bu harika sözleri tesadüfen buldum.
Bu harika resmi de...

İkisi de içimi aydınlattı.
Sözler resmin üzerinde yerini buldu...

Hayal kurmaya,
Pes etmemeye

devam...

Bugün güzel bir gündü!

Bu hafta yeni kararlarla, yeni bir saçla, yeni güzelliklerle başladık herşeye! Evimize, oyuncaklarımıza, dostlarımıza kavuştuk, daha ne isteriz?

Kendi adıma 2-3 gündür günde 1 diet kola içiyorum.
Yediklerime dikkat etmeye çalışıyorum.

Bu sabah Pi Point Ailesi ve dünyalar tatlısı Nehir şenlendirdi evimizi:) Sabah 8.15 gibi bizdelerdi:) Ne büyük mutluluk...

Geçen hafta 'anne evinde' çocukluk arkadaşımda yediğim açma kıvamındaki börekte gözüm kalmıştı. Hemen tarif alındı.Ee Nil de hamur işi seviyor, hadi bakalım dedim. Olmazsa Pi Pointlerin getirdiği simitler(ben susam sevmiyorum)- bana poğaçalar var, onlarla idare ederiz.
Niye yalan söyleyeyim korka korka yaptım, dün geceden hazırladım böreği sabah erkenden sosuna batırdım. Bu arada börekler tip açısından kötü, tat açısından güzel oldular...

Nil tüm bu hengame içinde karnı aç olduğu için, onlar gelmeden bağırınmaya başlamıştı bile:) Portatif mama sandalyesine sen otur, seninkine Nehir oturacak dedik, izin vermedi bizim cadı. Sonra mama sandalyesinde kaşığı ile hem kendi kendine yedi, hem yedirdi..

Ordan oyun sefası başladı. Nehir her emziği yere attığında hepimiz (aynı emzikten Nilde de var) Nil ağzına almasın diye tetikte durduk ve Nil her seferinde Nehir'e emziğini vererek bizi güldürdü.

Kimi zaman bizim kız Nehiri korkuttu, kimi zaman kırk yıllık dost gibi kıkırdadılar. Biraz zaman geçse alışacaklar birbirlerine belli:)

E hazır babalar evde Pi Pointim ile hemen dışarı kaçtık, Starbucks yaptık. Mudo'ya uğradık, bu koca göbişle hiç birşey güzel durmadı:( sonra eve geldik.

Nil'i yatağa at, bu arada dostları yolcu et derken, poposu açık Nil yatağa çiş yapmasın mı? Üst baş çiş.. Hadiii tekrar üst değiş, çarşaflar nerdeee, yeni yıkanmıştı naraları ve mutlu son yorgun sıpa uyuyor şimdi...

Hah uyandık!
Ne diyordum?

Bugün güzel bir gündü!
Evimiz şenlendi...

8 Ocak 2011 Cumartesi

dumur diyalog #1

Yer: Anneanne evi

Anneanne: Nil bugün hiç gülmedin, gül biraz

2-3 saniye sessizlik...

Nil: (Yapmacık bir tavırla) Ha ha ha !!!!

Evet konuşmuyoruz ama her istediğimizi anlatıyoruz. Kendi kendimize mırıldanıyoruz hatta bizde kızdığımızda didididi diyerek söyleniyoruz bile.

Yer:Home Sweet Home
Anne: Nil uyu artıkk!!!!!!!!!!
Nil: Didididididi
Anne: &??????????????***

İşaretlerle anlatıyoruz:) Bu aralar Harvey Karp'ın 'Mahallenin En Mutlu Yumurcağı' elimde! bebekleri mağara adamlarına benzetiyor. Eh çok doğru bir gözlem.

Annenin KENDİNE Notu: Bu kitap ile fikirlerim çok yakında, altını çizdiklerim, unutmak isteMEdiklerim ise

burada

7 Ocak 2011 Cuma

Sağlıklı beslenme...

Offf bu kaçıncı yazışım bilmiyorum ama yeni yıl kararlarından biri, hatta en önemsediklerimden biri, geceleri çikolata, gofret vs yememekti...

Ne yazık ki bu sözü tuttuğum söylenemez. Diet kola, krem karamel ve çikolatalı gofret üçlüsüne tam gaz devam!

Bu sabah portakal suyu ve yarım tost ile başladım güne.

Bu bir başlangıç olabilir mi?

Hadi bakalım!

5 Ocak 2011 Çarşamba

Evimize geldik:)


Ohhhhhhhhhhhhhh:)
İnsanın kendi evi gibi yok! Uçak yolculuğumuz beklediğimden iyi geçti. En son aylaardan ağustos başı, Adana-Ankara uçağında Nil de ben de hasta hasta -ağustos ayında nezle- uçağa binmiş ve ben fenalaşmıştım. Nil zaten durmadan yol boyunca bağırınmıştı. Kabus gibiydi o yolculuk... Neyse hemen yok ol, diyelim, hatta hafızalardan silelim...

Korkmamak elde değil, gerçi bu kez babamızda yanımızdaydı, ona güveniyordum bir nevi...

Yolculuk boyunca Nil ara ara mızırdansa da gayet iyi idare ettik!

Ve en sonunda evimize kavuştuk.

E hoşgeldik! :)

Nil oyuncaklarına doyamadı, çıldırdı!

Annenin Notu: İnsan kendi yattığı yatağı özler mi?

A*N 2: Olur ya bir gün bahçeli bir evimiz olursa, resimdeki gibi bir giriş dileğim...-İnsan bir kapıya bayıla bilir mi?- Evet evet....

4 Ocak 2011 Salı

Yeni yıl kararları


Sürümcede kalmış bir iş... Kendimi bildim bileli saçlarım omuzlarımın altındadır. Kısa saça alerjim olmasının nedeni, küçük bir kız iken annemin saçlarımı hep kısacık kestirmesidir. Lise dönemine kadar 'Erkek Fatma' gibi dolandım ortalarda:) Lise döneminde saçlarım bir uzadı, tam uzadı.

Ama söz verdim kendime, yeni yaşımda uzun zamandır istediğim kahkullerimi kestirecektim:)
Düşündüğümden daha da kısa oldu saçlarım ama olsun!

Böylece mutluluk projemde kendime verdiğim sözlerden birini daha gerçekleştirdim:)

Nil saçımı görünce sevdi:) Zaten bana saçları toplamak yasak. Eee ne de olsa Nil Cumhuriyetinde Nil'in kuralları ile yaşıyoruz:)...

Home Sweet Home....


Hayat beni şaşırtmak için uğraştıkça uğraşıyor… Evlendiğim zamanlar, anne evine büyük bir keyifle gelirdim. Ankara’daki evi, kendi evim gibi hissederdim, sevdiceğim ile ortak zevkimiz kendi eşyalarımız, kendi odamız, mutfağımız, kendi yarattığımız köşeler…

Ama ‘anne evi’ de BENİM evimdi. Nil doğdu, yine ‘anne evine’ kaçtım. O zamanlar sığınak oldu o ev. O minicik şeye dokunmaya kıyamazken ve ruhumda benliğimde binbir fırtına yaşarken, ‘O ev’ , ‘anne evi’ bana iyi geldi… Öyle iyi geldi ki, Ankara’ya dönme zamanını erteledikçe erteledim…

Nil emeklemeye başladı, sonra ayaklandı. ‘Kendi’ evimizde, kendi düzenimizi kurduk. Bu yaz, yazlıkta hissettim ilk kez bu duyguyu. ‘Kendi düzenim’ olgusunu ama sonra ‘yazlık burası’ dedim ve geçtim… Ama şimdi anlıyorum! Kendi anne-babam da olsa, bu ev, bu düzen benim değil!

Büyükler derlerdi ki, evlendikten sonra kendi evin gibi olmaz başka yer. Gülerdim, hatta güldüm bolca. Ama çok gülmüşüm onu anladım. İnsanın kendi düzeni, kendi evi, kendi kuralları olmadan uzun süre başka yerde yaşaması çok zor.

İnsan kendi yaptığı yemeği bile özlüyor. Yahu anne yemeği yediğim ama büyüdükçe, aile oldukça alışkanlıklarda değişiyor. En önemlisi SEN değişiyorsun. Sonra bebeğin değişiyor, o büyüyor ve senin kuralların, ‘olmazsa olmazların’ değişiyor…

Yaklaşık 3 haftadır ‘anne ev’indeydik. Bu süre içinde anladığım, EMİN olduğum, tek şey şu:
İnsanın kendi evi-kuralları ve düzeni gibisi yok! Anneannem’e küçük iken ‘gel bizde kal’ derdik. ‘Allah kimseyi evinden barkından ayırmasın’ derdi. O zamanlar çok fazla bir şey ifade etmezdi bu cümle. Ama artık anlıyorum, hissediyorum ve özümsüyorum…

Eeee Home Sweet Home dememişler boşuna…

Ps: Yarın sabah uçakla evimize dönüyoruz! İlk kez emin olduğum bir şey var. İnsanın kendi evi gibisi yok…

3 Ocak 2011 Pazartesi

Bir film önerisi-Sleepless in Seattle...



Uzun zamandır aklımdaydı, en son yıllar-yıllar önce izlemiştim, sonra geçenlerde DigiTürk'te denk geldik ama izleyemedik. DVDsini bulduk tesadüfen.

Harika!

Süper romantik , müzikleri ayrı güzel, rahatlatıcı nefis film.

Film boyunca bilgisayarımı açıp bazı cümleleri not almak istedim.




İşte filmden favori cümlelerim

DİKKAT SPOILER içerir!

"You make a million decisions that mean nothing, and then one day, you order takeout, and it changes your life." (Meg Ryan -Annie Reed)

'...I knew it the very first time I touched her. It was like coming home... only to no home I'd ever known... I was just taking her hand to help her out of a car and I knew. It was like... magic. ' (Tom Hanks -Sam)

'Annie Reed: Now that was when people KNEW how to be in love. They knew it! Time, distance... nothing could separate them because they knew. It was right. It was real. It was...
Becky: A movie! That's your problem! You don't want to be in love. You want to be in love in a movie. '

-Bu kısıma TJ ile bayıldık!

'Jessica's Father: Jessica, this is your father. Tell us where he is, right this minute!
Jessica: "N.Y."
Sam Baldwin: What's that?
Jessica's Father: "No way."
Sam Baldwin: That's "N.W."!
Jessica: New York. He's on his way to New York.
Jessica's Mother: What? How?
Jessica: United, Flight 597. '

Haftasonu keyfi için ideal (benden söylemesi)


Muzicons.com

L.O.V.E.

L is for the way you look at me
O is for the only one I see
V is very, very extraordinary
E is even more than anyone that you adore and

Love is all that I can give to you
Love is more than just a game for two
Two in love can make it
Take my heart and please don't break it
Love was made for me and you


L is for the way you look at me
O is for the only one I see
V is very, very extraordinary
E is even more than anyone that you adore

Love is all that I can give to you
Love is more than just a game for two
Two in love can make it
Take my heart and please don't break it
Love was made for me and you
Love was made for me and you
Love was made for me and you

2 Ocak 2011 Pazar

Ivır zıvır...

Mutluluk projesinin ilk adımı olarak,
http://www.happinessprojecttoolbox.com u öğrenmeye çalışıyorum. Oraya kayıt oldum, orada hali hazır bir liste var, editliyorsunuz, isterseniz ekleme-çıkarma da yapıyorsunuz. Listemi oradan hazırlayacağım. Belki orayı çözdükten sonra ara ara buraya da kopyalarım...


Yazmaya devam!

Mutluluk projesi -yaptıklarım


Evettt, Ocak ayı mutluluk Projesinde ilk amaç neydi ?
Enerjiyi Arttırmak ve Canlılık

Peki bunlar için neler yapabilirdik?

Daha erken yat
Daha iyi egzersiz yap
At,onar, düzenle
Sürümcemede kalmış bir işi hallet
Daha enerjik davran

***
Dün sürümcede kalmış işlerden birini hatta ikisini hallettim. Sevdiceğim TJ sayesinde. Dilediğim gibi bir blog template bulma konusunda ümitlerimi yitirmiştim ki, hatta TJ ile 'eski template de çok güzel aslında, öyle kalsın istediğimiz gibi birşey bulana kadar' diyorduk ve ben hala free blog template bakınıyordum ki, bu templati buldum ve AŞIK oldum:)

Zaten ilk anda anlaşılıyor bazı şeyler. Tamam dedim bu tam dilediğim gibi. Sonra iş TJ'e kaldı, dilediğim gibi değiştirmeler yapıldı, bloguma uyarlandı...

sonuç: Yeni bir yılda içime sinen bir YEPYENİ bir BAŞLANGIÇ....
Okuduklarım, altını çizdiklerim, aklımda kalmasını dilediklerim.... blogumu da

http://www.mylifenil.blogspot.com/ da değişti ama bugün de çalışmalar devam edecek:)

Teşekkürler Sevdiceğim TJ! :)

Bu ay amaçlarımdan biri de zararlı alışkanlıklarımdan uzaklaşmak:

Gecenin bir vakti kalkıp çikolata yemek ve gün içinde 2-3 kutu diet kola tüketmek gibi!

Bugün mutluluk projemle ilgili bir çizelge hazırlayıp burada paylaşmayı umuyorum!

Çalışmaya Devam!....

1 Ocak 2011 Cumartesi

Mutluluk Projesi - Ocak ayı-


Enerjiyi Arttırmak
Canlılık

**
Daha erken yat
Daha iyi egzersiz yap
At,onar, düzenle
Sürümcemede kalmış bir işi hallet
Daha enerjik davran

**
Yeni yılın ilk gününe Mutluluk projemle başlamak istedim.
Şimdi iş bunları kendime uyarlamakta...

Yeni yıl, yeni kararlar, bembeyaz bir sayfa...Kelimeleri, cümleleri kendimizin yazdığı bomboş bir sayfa...

İyi hafta sonları dostlar!

‎'We will open the book. Its pages are blank. We are going to put words on them ourselves. The book is called "Opportunity" and its first chapter is New Year's Day.
- Edith Lovejoy Pierce'
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...