31 Aralık 2010 Cuma

2011'de rüyalar gerçek olsun!



Yeni yıl kutlamaları konusunda çok şey beklediğimden olsa gerek, çok ender zamanlardır süper kutlama yaptığımız.

Bir yıl TJ hastalanmıştı mesela ve eve tıkılıp kalmıştık. Uyuklayarak girdiğimiz bir yıl olmuştu, sonraki yıl iki ev partisine davetliydik, ve o da süper geçmişti, bol kalabalığın olduğu bir yılbaşıydı aslında. Eğlenmiştik, kalabalıktan nefes alamamıştık. Sonrasındaki yeni yılda az ama öz Pi Point ailesi gelmişti ve evimiz şenlenmişti. Süper bir yılbaşıydı. Hamile olduğum yeni yıl var mesela. Elim karnımda, her an geldim , geliyorum diyen Nil 17 gün sonra aramıza katılmıştı :) ama o yeni yıl akşamı biz nerden bilelim bunu?
Geçen yıl evde film izleyerek , uyuklayarak geçmişti…

Çocukluğuma dönelim! Aile yemeklerinin yendiği, pek eğlenceli geçmeyen yeni yıl yemekleri. Sonra otellerde kutlama dönemi başladı, kimi zaman eğlenceli, kimi zaman sıkıntıdan patlanan yemekler…

Çok şey beklememek gerekiyor, sanırım anahtar cümle bu! Ben, seneye nasıl gireceğimi hayal ederek gireceğim bu yeni yıla. Anne evinde , muhtemelen herkes kendi kafasına takılarak gireceğiz bu yeni yıla! Muhtemelen babam uyuklar, annem bilgisayar basında oyun oynuyor olur, ben uyumazsam o saate kadar TJ ile film izliyor olabilirim… Öncesinde ailecek yenecek bir yemek, sonra Nil'i uykuya hazırlama...

Bu yeni yılda da sevdiceğim ve Nil'im yanımda daha ne olsun?
İyi yıllar dostlar!

26 Aralık 2010 Pazar

30 mu oldum-Hapı yuttum!


Yarın yaş 30!

Seviyorum kendi doğum günüm de, Nil’in doğum gününde ve yeni yıldan önce kısa bir özet geçmeyi… Unuttuğum şeyleri hatırlamamı sağlıyor, öz-eleştiri yapmama neden oluyor. Bir de bana şükretmem gerektiğini…

29-30 yaş arası benim büyüdüğüm bir yaş aralığı oldu. Meditasyon yaptım bolca. Değişik, başucumun ‘olmazsa olmazları’ kitaplar keşfettim. Annemin kuzeni Şeyda ablam sayesinde Reiki aldım ve kendimle ilgili farkındalığımı arttırdım. Özüme döndüm yani. Kendime döndüm.

Gereksiz asabiyetlerim de oldu. Hayat bazı şeyleri kolaylaştıracağına zorlaştırdı da zorlaştırdı. Dolambaçlı yollardan geçirdi bizi. Belki büyümem için yaptı, belki ‘sabrı’ öğretmeye çalıştı, belki de elimdekilerin değerini kaybetmeden bilmemi sağlamak istedi, kimbilir….

Bazı dönemler oldu, TJ dahil herkesten kaçtım, Nil sayesinde yüzüm güldü. Onun büyüdüğünü görmek, ‘Anne’ –Nilce ‘Annie’ demesi her şeyi kolaylaştırdı. Çocuk olan evde tasa, endişe olmaz derdi anneannem. Aynen, bizde de sıkıntı yaşansa bile oyunlar oynandı, Nil için -sözde-:) ama bana da iyi geldi…

Hayallerimiz için manevi yatırımlar yaptık ve yüzdük yüzdük kuyruğuna geldik. Hayat dolambaçlı yollardan geçirmeye devam ediyor bizi. Belki 30 yaşıma girer girmez hemen bir güzellik yapar, ne zamandır beklediğimiz hayalimiz gerçekleşir.

Harika dostlar edindim bu yıl, insanlardan hem kaçtım hem de kafa dengi birkaç arkadaşım daha oldu. İnsanları olduğu gibi kabul etmeyi öğrendim. Arada zorlansam da, bu konu kafamı kurcalasa da, belki 30 yaşının getirdiği olgunlukla insanlara kızmamayı da öğrenirim…

Eskiden 30 yaş benim için bir ADA idi. Ve ben kıyıdan o adaya bakarken ‘amma uzak, otuzundakiler hapı yutmuş’ diye düşünürdüm. İnsanın vücut yaşının yanısıra ruh yaşının da olduğuna inananlardanım. Hiçbir zaman çok çok olgun olabileceğimi sanmıyorum. Duygularımı uç noktalarda yaşamayı, mutluysam çok mutlu, üzgünsem gerçekten üzgün olmayı seviyorum…

Yarın son anda olurda vazgeçmezsem 30 yaşıma yakışır bir değişiklik yapacağım kendimde. En son küçükken kesilmişti saçlarım kahküllü. Hem belki kırmızı oje ile de yakınlaşırız tekrar kimbilir…

Ps: İyi ki doğdum…

30lu yaşlar -part 1

Bundan iki-üç yıl kadar önce bir yerlerde okumuştum, otuzlu yaşlara girerken kırmızılarla barıştım diyordu yazar… Okuduğumda ben 27-28lerdeydim ve bende kırmızı ojemle işte o yaşlarda barışmıştım. Kırmızı ojemle barıştım barışmasına ama bu kavuşma uzun sürmedi, Nil çıktı ortaya! Sonra bir küskün bir barışık yaşadık kırmızı ojemle ve Nil doğduktan sonra tekrar ayrı düştük…

Neyse en azından artık küs değiliz, vakit olsa, ortam yaratsak göz kırpacağız birbirimize…

***

Geçenlerde TJ bana 30 yaşından sonraki kadınları anlatan bir yazı yollamıştı, ona da başka bir arkadaşı yollamış, buldum buluşturdum, işte copy paste:


‘30 YAŞINDAN SONRA BİR KADIN...
Andy Rooney der ki..." Yasim ilerledikce, en cok otuz yasini asmis bayanlara deger vermeye basladim...."
İste bunun sebeplerinden bir kaçı: Otuz yasini gecmis bir kadin asla sizi gecenin bir yarisi uyandirip "ne dusunuyorsun?" diye sormaz.......
Umurunda degildir cunku ne dusundugunuz.
Otuzunu asmis bir kadin TV deki maci seyretmek istemiyorsa, soylene soylene TV 'nin karsisinda yaninizda oturmaz.......
Yapmak istedigi bir seyi yapar. Ve bu genellikle daha enteresan birseydir.
Otuz yasini asmis bir kadin kendini yeterince iyi tanir ve kendinden emindir...
Kim oldugunu, ne oldugunu, ne istedigini, ve kimden istedigini bilir.
Otuzunu asmis cok az kadin onun hakkinda ya da yaptiklari hakkinda ne dusundugunuzu onemser.
Otuz yas ustu kadin cogunlukla buyuk asklara, omur boyu surecek bagliliklara doymustur.
Hayatinda en son ihtiyaci oldugu sey bir baska miz miz, devamli soylenen, ne yapacagina karisan, yapiskan bir asiktir.
Otuzunu asmis kadin, agirbaslidir.Bir operanin ortasinda ya da pahali bir restoranda sizinle ciglik cigliga
kavga etmesi cok nadirdir...
Ha tabi hakettiyseniz, sizi vururken de hic tereddut etmez, sonuclarina katlanmayi da planlayarak...
Otuzunu asmis kadin ovguler yagdirmakta cok bonkordur, cogu hak edilmemis bile olsa.....
cunku takdir edilmemenin ne oldugunu iyi bilir.
Otuzunu asmis kadin sizi bayan arkadaslariyla rahatlikla tanistiracak kadar kendine guvenir......
Daha genc bir kadin, en iyi arkadasini bile gormezlikten gelebilir, yanindaki adama guvenmedigi icin.
Otuz yasin ustundeki kadin sizin onun arkadasina ilgi duymanizi hic sallamaz..... arkadasinin onun aldatmayacagini bilir.
Kadinlar yaslari ilerledikce medyumlasirlar. Ona gunah cikarmaniza Hic gerek yoktur..... Onlar her haltinizi bilirler.
Otuz yasini asmis bir kadin Kipkirmizi bir ruj surdugunde bu ona cok yakisir. Ama daha genc kadinlarda boyle degildir. Cig durur.....
Otuz ustu kadinlar aciksozlu, dogrucu ve durustturler...... Onun icin ne anlam tasidiginizi merak etmenize gerek yoktur.......
Ne kadar geri zekali oldugunuzu bir cirpida acik acik soyleyiverir.......
eger bir geri zekali gibi davrandiysaniz.’

Ps: Bu yazının devamı var….

25 Aralık 2010 Cumartesi

2010 yılında sözlerle ruh halim...


(resmin üzerine tıklayarak büyütebilirsiniz, Dostlar)

BEN BU YIL...

Bolca kendimi iyi hissedeceğime inandığım özlü söz yazmışım, kendimi motive etmeye çabalamışım!

Bazı sözler ruhuma iyi gelmiş,

Bazı cümleleri beynime-kalbime kazımak istemişim,
dünden beri benimle mesela-'dreams are my inspirations'

Bazı şarkılarda kendimi bulmuşum,
son günlerdeki favorim:
Sertap Erener'Asla'

"www.dailymotion.com/video/xdm58x_sertab-erener-asla-new-2010_music

Romantik Komedi izlemişim, TJ'e izlettirmişim!

Gilmore Girls'den çok şey öğrenmişim!

The Big Bang Theory, Grey's Anatomy'den sonra en sevdiğim dizilerden biri olmuş. Favori kelimem-iz- ise 'BAZİNGA'
Bu aralar favori dizim ise Modern Family:)

Sıkıntılı anlarda kabuğuma çekilmişim...

Ps: Bu kısa özet oldu -daha da yazılacak-
İlla ki!

24 Aralık 2010 Cuma

30 olmama 3 gün kala...



Bunun ardından bir iç dökme -erken doğum günü- yazısı yazmak lazım!

Yeliz'e ithafen...


Sabahtan emektar yeni yıl ağacını çıkardı annem. Yaklaşık 20 yıllık. Her aralık başında ben, annem ve kardeşim salona geçer, annemin özenle kutudan çıkardığı süslemelerle süslerdik ağacımızı...

Bu kez emektar yeni yıl ağacını bulduk bulmasına ama, süslemeleri bulamadık. Yeni süslemeler aldık, annem ağacı küçülttü. Bir meleğimiz eksik, onu da buldum mu tamam!

Nil mutluluktan çıldırdı! Yaklaşık 2 kez ağacı ve süsleri devirdi. Neyseki bu süsler sağlam. Annemin eski süsleri olsa, çoktan kırılmıştı!

Şimdi gidip gelip 'cici' yapıyoruz ağaca...

Bir de fotoğraf çektim en hızlısından!

Bu fotoğraf ile değişik projelerim var!

Çok yakında...

ps: Bu post canım arkadaşım Yeliz'e :)

23 Aralık 2010 Perşembe

Ben...


Yazmak mı yazmamamak mı? Küsmek istemiyorum kimseye, en çok ta kendime...
Kendimi dış dünyaya kapatmak istemiyorum yine.

**

Bu yıl keyifsiz bir yıldı....
Tekrar tekrar yazmanın bir anlamı yok!

Kendi açımdan ise silkelendiğim, kendime geldiğim, kendimi keşfettiğim...
Çok irdelediğim, farkındalığımın arttığını hissettiğim...

Bolca okuduğum,
bolca uyguladığım...

İnandığım,
inanmak istediğim,
Dua ettiğim,

Yeni hayaller kurup,hayallere yatırım yapıp bu hayallerin gerçekleşmesini dört gözle beklediğim...

Mutsuz olduğum, yazmaya küstüğüm ama son bir kaç haftadır yazmanın bana SU kadar gerekli olduğunu keşfettiğim...

Bu aralar sağdan soldan geliyorlar yine!

İşte şu an ki 'Halet-i Ruhiyem'

ps:Bana biraz 'Yeni Yıl Ruhu' lazım...

No comment...



İşte bugün ruh halim böyle....

19 Aralık 2010 Pazar

Mutluluk Projesi-12 Emir & Erginlik Sırları


ON İKİ EMİR

1-Özlem ol! (Kendin ol!)

2-Kafaya takma.

3-Hissettiğin şekilde davran.

4-Bugünün işini yarına bırakma.

5-Kibar ve adil ol.

6-Sürecin keyfini çıkart.

7-İstiflemekten vazgeç.

8-Sorunu belirle.

9-Rahatla.

10-Yapılması gerekeni yap.

11-İnce hesaba girme.

12-Sadece sevgi olduğunu unutma.

**
Erginlik Sırları

- İnsanlar hatalarını senin sandığın kadar fark etmez.
-Yardım istemek kötü değildir.
- Çoğu karar fazla kapsamlı araştırma gerektirmez.
- İyilik yap,iyi hisset.
- Herkese karşı iyi davranmak önemlidir.
- Yanında her zaman süveter ve şemsiye bulundur.
- Her gün az bir şeyler yaparak pek çok şey başarabilirsin.
- Su ve sabun birçok lekeyi çıkartır.
- Bilgisayarı birkaç defa açıp kapatmak sorunu çoğu zaman giderir.
- Aradığını bulamıyorsan,ortalığı toplama vakti gelmiş demektir.
- Ne yaptığını seçebilirsin,ama neyi yapmaktan hoşlandığını seçemezsin.
-Mutluluk seni her zaman mutlu hissettirmez.
- Her gün yaptıkların,arada bir yaptıklarından daha önemlidir.
- Her şeyde iyi olmak zorunda değilsin.
- Eğer başarısız olmuyorsan,yeteri kadar çaba göstermiyorsun demektir.
- Reçetesiz ilaçlar da etkilidir.
- Mükemmelliğin iyiliğin düşmanı olmasına izin verme.
- Başkaları için eğlenceli olan bir şey senin için olmayabilir ve bunun tam tersi de geçerlidir.
- İnsanlar aslında kendi istedikleri bir evlilik hediyesi almanı tercih eder.
- Söylenerek ya da onları kurslara göndererek çocukların doğalarını kökten değiştiremezsin.
- Depozito yoksa geri götürme zorunluluğu da yok demektir.

11 Aralık 2010 Cumartesi

9 Aralık 2010 Perşembe

Mutluluk Fotoğrafım...




Meleklere inanır mısınız?
Ben inanırım! Bazen bir nesne görürsünüz, dersiniz ki 'beni anlatıyor,
benim için yapılmış' Bodrum tatilinde TJ ile başbaşa yaptığımız Gümüşlük
kaçamağından bu melek. İlk görüşte aşk!

Manevi açıdan değeri sonsuz. Dün bilgisayarımda fotoları karıştırırken
, acaba yeni bir fotoğraf çeksem mi acaba diye düşünürken gördüm.
'İşte, bu!' dedim:)

Mutluluğun fotoğrafı,
Meleklere inanan mavi saçlı bir kız...
Melekler ona hep mutluluk getiriyor,
koruyor o küçük kızı,
bir de umut var meleklerde,
huzur var,
Saf SEVGİ var!

işte 2010 yılının ilk ve son mutluluk fotoğrafı...

Her ay kendi çektiğim mutluluk fotoları gelecek!
öncelikle kendim için,
bana verdiği pozitif enerji için...

Mutluluk fotoğrafları ile dolu,
renkli hafta sonları
Dostlar!

8 Aralık 2010 Çarşamba

Mutluluk Projesi


Aralık ayı geldi.. 30 olmama tam 19 gun kaldı! TJ benimle son bir yıldır '30 oldun sen' diye dalga geçiyor ama olsun...

Aralık ayı en sevdiğim aylardan biridir aslında. Tüm özel günler bu aya toplanmış!

15 aralık-kardeşim b-day,hop 12 gün sonra benim doğum günüm. Sonrasında yeni yıl, 16 gün sonra Miniğimin doğum günü...

***

Geçenlerde nefis bir kitap aldım. Adı 'Mutluluk Projesi'. Her ay farklı bir tema. Ve ben bundan sonra her ay kendim için yaptıklarımı ve yapacaklarımı yazacağım blogumda. Şu anda heyecanla inceleme, altını çizme, hazırlık aşaması....

Kitabı ilk aldığımda annem 'Kasımda başlasan ne olur' demişti. 'Olmazzz' demiştim. Yeni yıl, yeni kararlar, yeni umutlar, yeni listeler.

Benim için aralık hazırlık ayı. Ocak ise harekete geçme ayı:)

Bu fotoyu google da buldum. Ve bayıldım. Mutluluk gerçekten de ellerimizin arasında.

Bakalım üşenmezsem bende yarın made of Özlem mutluluk fotoğrafımı koyarım:)

Mutluluk Projesi Başlasın!

3 Aralık 2010 Cuma

Yemek yemeyen bir bebek ve anne...


Son aylarda beni en çok üzen şey Nil'in yemek yememesiydi. Bu konudaki sorunu az çok herkes biliyor. Beni en çok kızdıran şey ise, başka annelerin, hatta ve hatta büyüklerin ahkam keserek 'şunu denedin mi,yemesi lazım, sebze ver, aaa ben yedirirdim...' tarzındaki konuşmalarıydı.

İtiraf ediyorum, blog yazmak bile zor gelmeye başlamıştı. Hep olumsuzluklar, hep olumsuzluklar...

İşte yaşanan olaylar ve şu anki durumumuz...

17 Ocak 2010 - Nil'in doğum gününü Mesa acilde geçirdik. Sebep: Kusma ve ishal.
İdrar tesi ve bir takım diğer testler yapıldı ama sonuç alınamadı. Bu durum yaklaşık 2 hafta devam etti. Eskiden herşeyi azar azar yiyen bebeğim hiç birşey yememeye başladı.

Haziran 2010- Bu süre içerisinde yeniden başladık herşeye. Yeniden meyve püresi yemeye, neyse ki yediği tek şey yoğurt. Kilomuz felaket. Kafayı yemek üzereyim...

Bu durum eylül ayına kadar devam etti. Eylül ayında yeniden doğduk adeta. Kaşıkla yemek istedik önce. Pilav, makarna, gözleme, bilumum hamur işi...

Son durum: Şu anda sevdiğimiz şeyleri en azından yiyoruz. Bir ara biskuvi-koliktik ki ben bisküviyi Nil'e çok geç verdim. 16 aylık falandı ilk yediğinde. Sonradan o da geçti...

Şimdi Petit Danino,ekmek, cornflakes-süt,makarna,gözleme gibi sayısı az ama sevdiğimiz yiyecekler var. Artık Babymix çılgınlığımız ne yazık ki kalmadı:(. Canımız isterse ve karnımız aç ise yiyoruz.

Geçenlerde Milupadan nefis çorbalar geldi evimize. Nil bir kaç kaşık ile başladı. Ona bile şükrettik. Şimdi evde 'acil durum paketi' kıvamında duruyor. O yiyince o mutlu, biz mutlu...

Son söz: Yemek olayı gerçekten anne-babaları üzen bir durum. Yemeyen çocuk çok yıpratıcı...Dışarıdan insanların söylemleri de bu durumu daha da zorlaştırıyor, çünkü 'anne' elinden geleni yapıyor. Neler yapmadım ki, yazsam, anlatsam.. Ama olmuyor, yemeyen çocuk, istemeyen çocuk yemiyor..

Şimdi azda olsa normale döndük ama belli olmuyor, bazen 2 gün yine aç geziyoruz. Dönem dönem çok sevdiği şeyler oluyor, mesela bir dönem bisküvi ama şimdi o kadar sevmiyor. Çok kafaya takmamak lazım sanırım, söylemesi zor ama öyle...

Yemeyen çocuk zor. Yıpratıcı, denemek, motivasyon ve en önemlisi 'terrible 2' zamanı bebeklere yemek yedirmek. Nil petite daninoları alıyor, kendi kendime yiyeceğim diyor ve bir bakıyorum yer- tavan-duvar,üst-baş-saç yoğurt... Ya da pilavı alıyor, kafasından aşağı döküyor, oyun oynuyor...

Ertesi gün sabah, eline gözleme veriyorum güzel güzel yiyor ama bir sonraki sabah yer mi yemez mi, oyun mu oynar, bilmek zor... Bir gün yediği bir şeyi, ertesi gün ya da ertesi hafta yemeyebiliyor...

Ama denemeye devam..

Annelik sabır işi...

Ve Nil,
benim gibi dünyanın en sabırsız bir insanına bile 'sabırlı olmayı' öğretiyor...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...