30 Eylül 2010 Perşembe

İsyankar Kız...

Hiçbir zaman herşeye 'evet' diyen çocuklardan olmadım. Miniklik zamanlarımda öyle isem de, büyüdükçe 'hayır'lar çoğaldı da çoğaldı.

Nerden bilirdim Minik kızımda da bu sinyalleri göreceğimi...

Her lafımız 'Hayır' ile başlıyor bugünlerde.

Nil su ister misin?

Nilcesi:-ııııııııııııııııı yani Hayır

Anne ısrar eder azıcık, bizimki kabul eder ve yarım biberon su içilir.

Yer mama sandalyesi. Kaşığı elimize almamıza izin yok bugünlerde. Kendisi deneyecek. Tamam harika. Yiyoruz, sadece ağzımız değil, yer gök, duvarlar ve biz de yiyoruz. Ve sonra aniden oyun oynamaya başlıyoruz.

-Nil, ben vereyim ver kaşığı

-Iıııııııııııııııııııı yani Hayır!

Kaşığı alabilene aşkolsun!

Nil hadi eve gidelim, son iki gündür evde ve dışarıda kendini yere atmalar ve 'ıııııııııııııııı'lar.

Anne ve babası olarak anlatıyoruz sürekli. 'Eve gitmemiz lazım, uyuyacaksın, akşam üzeri tekrar geliriz' gibi.

Sözün kısası isyanlardayız bugünlerde:)

Bu yaşta durum buysa, ileriki günlerden KORKMUYORUM desem yalan olur:)

27 Eylül 2010 Pazartesi

İzmir'den bir güzel geldi...



Geçen hafta bugün sabah 10 gibi tam hazırlanıp Nil'i dışarı çıkaracak iken, telefonumu almak aklıma geldi. Hayat'ım aramış, hemen ayarlamalar yapıldı ve bir-iki saat sonra İzmir'den bir güzel geldi evimize....

Keşke aynı şehirde olsak denildi bu iki tatlı kızı bir arada görünce:)

Yine bekleriz...

20 Eylül 2010 Pazartesi

20 ay, 3 günlük Nil...

İnsan yazmadıkça yazamıyor. Bazı şeyleri beynime ve kalbime kazımaya çalışsam da hiçbir şey bu blogun yerini almıyor!

Bir bakalım! Miniğim Nil artık tam tamına 20 ay, 3 günlük:)
İlk kez kendi kendine yürüdüğü tarih 13 agustos 2010 ve ertesi hafta koşmaya başlaması ile yüzümüz güldü.

Yazın ilk arabamı attık bir kenara, yazlıkta birinden aldığımız tekerlekli sehpayı kullandık yürüteç olarak. Nil'im kendi keşfetti, kendi seçti. Koşar adımlarla yürümeye o tekerlekli sehpa ile başladık işte.

Banyoyu pek seven ve göbeği düştükten sonra yaz kış demeden hergün yıkanan tatlı kızım, Mayıs sonunda nezle grip olduğumuz bir dönemde verdiğimiz 3 günlük bir ara ile yıkanmamayı daha çok sevdiğini keşfetti. O gün bugündür Nil'i yıkamak bir kabus. Yahu daha minik bir bebek iken, her ağladığında banyoya sokan ve o minik yüzünün sakinleştiğini gören ben değil miydim? Neler denemedik ki, oyuncakları attık küvete, sonra plastik yüzme havuzumuza oturduk ailecek, neler neler yapmadık. Yok bir türlü ikna edemedik. O konuda öyle mi...

Yemek konusu hala sorun ama buna da şükür diyoruz. Farklı tatları eline verdiğim sürece,-canı isterse deniyor-. Tek sorun sulu şeylere hala temkinli olmamız. O da tabii bağırsakların iyi çalışmasını engelliyor ve ortaya kabızlık çıkıyor.

Onun dışında keyfimiz yerinde. Elinde çantası ve ayakkabısı sabahın bir vakti bizi kapıya sürüklüyor. Evin içinde Annieee diye bağrınıyor, meyvelerden en çok armut yemeyi seviyor.Her lafı anlıyor.

Kısacası benim tatlı kızım her geçen gün büyüyor,büyüyor...

8 Eylül 2010 Çarşamba

Nehir...

Uzun zamandır yazacaklar birikti, birikti. Ara ara aklıma gelenleri yazsam da niyetim 17 Eylül'de güncellemekti blogumu.

1 haftadır nete giremiyorum. Ama bugün öyle birşey oldu ki...
Ayşe Arman'ı okurken boğazımda bir yumru oldu. Kelimeler yetersiz kaldı hissettiklerimi anlatmaya...

Hemen bloguna girdim. Minik Nehir melek olmuş...

Allah ailesine ve sevdiklerine sabır versin...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...